UNORTHODOX: KADIN,DİN VE ÖZGÜRLÜKLER ÜZERİNE

 Uzun zamandır izlediğim diziler arasında en çok etkisi altında kaldığım dizi Unorthodox oldu. Tabi karantina döneminde yayınlanmış olması da bir şans.  Netflix platformunda yayımlanan bir mini dizi. 4 bölümden oluşuyor ve bir solukta izleyiveriyorsunuz. Kendisini ve kişisel özgürlüğünü bulmaya çalışan genç ve mini minnacık bir kadının travmalarını anlatırken, dinin bireyin dünya hakkındaki düşünme şeklini oluşturan, kendisini ve o dünyada nasıl göründüğünü değiştiren ve tüm hayatını şekillendiren bir uyuşturucu olduğunu da anlatmış.

Hasidik Yahudiler ve tarihi konusunda bilgi sahibi değildim. Peki kim bunlar?

18. yüzyıl Avrupasından köken alan ve tamamen hahamlar tarafından kontrol edilen son derece yalıtımlı bu uç mezhebin her üyesinin uyması gereken birçok yasa ve kural var. hepsi ataları gibi belli bir şekilde giyinmeli, Yidiş dilinde konuşmalı, Hasidik yahudiliğe uygun davranmalı ve internet kullanmak gibi laik olduğu düşünülen hiçbir şeyi yapmamalı. Anti-teknolojik bir şekilde çevrelerindeki dünyayla bağlantılarını keserek; modern yaşamı tamamen dışlayan baskıcı bir alt kültür içinde, kendi toplumlarını ne kadar sıkı bir biçimde koruduklarına ve inşa ettiklerine inanamazsınız. İnsanların kendilerini tecrit ettikleri bu toplumun ötesinde ne olduğunu bile bilmedikleri ve aynı zamanda bilmek istemedikleri noktaya getirecek kadar her şeyi körü körüne nasıl takip edebildiklerini anlamakta zorlanıyorum. Dizide, topluluğun -diğer dini gruplardan da tanıdık gelen- sorgulayıcı insanları bastıran toksik mekanizması üzerinde pek durulmasa da; bu topluluğun, dünyanın geri kalanının Yahudi dinine yerleştirdiği tarihsel zulmün bir yan ürünü olabileceği dizide es geçilmemiş: “Kaybettiğimiz 6 milyon için doğruyoruz.” Tüm aşırı dini toplulukların küresel olarak son derece benzer zihniyetlere sahip olmalarını ve aynı özellikleri taşımalarını çok ilginç buluyorum. Kadınları suistimal eden ataerkinin organize dinle birleşmesi misâl, hepsinde tanıdık gelen şiddet yöntemleri kullanılıyor.

 Bir kaçışın öyküsünü olayın kahramanı Esty tek bir cümleyle anlatmış. “Tanrı benden çok fazla şey bekliyordu.” Bu cümle aslında dizinin özeti. Eminim ki toplumumuzda bu diziyi izlerken kendini Esty ile özdeşleştiren çokça insan vardır. Mesela Esty peruğunu çıkarıp suya, özgürlüğe daldığı an ailesi kapanacaksın baskısı yaptığında kendi özgürlük yolunu arayan kadınlar… Dizide 2 tip Yahudi var mesela. Biri Amerika’da doğmuş büyümüş Hasidik diğeri ise İsrail’de doğmuş büyümüş Hasidik olmayan Yahudi. Hayat çizgilerinden tutun olaylara bakış açılarına kadar her şeyleri farklı. Aslında bir inanca mensup insanların ne kadar farklı olabileceğini de güzel gösteren bir dizi olmuş. Kadının bir anlam ifade etmediği dünyadan, kazıtılmış saçlarının moda olarak algılandığı bir dünyaya göç… İlkel toplumların öncülüğünde başlayarak binlerce yıldır yaratılan efsaneler ve bunların kaynak olduğu diğer inançların ortaya çıkardığı kuralların ve toplumsal normların en çok kadınlar özelinde oluşturulduğu söylenirse yanlış olmaz. Tüm tutucu inançlarda olduğu gibi Musevilik inancında da kadınları ve yaşamlarını direkt olarak etkileyen durumlar söz konusu.

Amaç, hikayenin kendisi olduğu için hikayenin arkasındaki Hasidik cemaatine çok fazla değinilmemiş. Yobazlık konusunda İslamcılarla yarışan hasidikler, dindarlıklarının ve asimile olmayı reddetmelerinin onları daha önce yaşadıkları felaketten koruyacağına inanıyorlar. Onlara göre internet şeytan icadı. Google’ı öğrenir de her şeyi sorgulamaya başlarsın diye internet- akıllı telefon yasak. Seküler hayatı öğrenir de cemaati bırakırsın diye seküler kitaplar okuyup seküler okullara ve kütüphanelere gitmek yasak. Erkeklerin kadınlarla gereksiz konuşması ve karısı olmayan kadınla yalnız kalması yasak. Kadın sesi dinlemek yasak. Kadınların belli bir saaten sonra dışarda olması yasak. Flört etmek, çocuk yapmak dışında seks yapmak yasak. İki cinsin birbirinin cinsel organına bakması yasak.Oral seks yasak. Bir ayın iki haftası boyunca kocanın kadına herhangi bir ikincil teması yasak gibi bir sürü yasak daha.

Cemaatten ayrılanın seküler hayatta hiçbir şey yapamaması, hiçbir şey yapamayacağı için de cemaatten ayrılmaması üstüne inşa edilmiş tüm sistem. Ayrıldın diyelim, kendi ailen dahil tüm cemaat karşında. Seküler hayata dair hiçbir şey bilmediğinden, seküler hayattan hiç arkadaşın olmadığından sıfırdan hayata başlıyorsun, sıfırdan bambaşka bir hayatı öğreniyorsun, adeta yeniden doğuyorsun. Tüm bunları yapmaya çalışırken de ardında bırakmaya çalıştığın cemaat insanlarından çılgın bir baskı ve nefret görüyorsun.

 Diziyi izlerken takıldığım bir nokta daha var. Bir bakıma burjuva/liberal müsamahakarlığı övme dizisi de diyebilir miyiz? Arada size cehennemi gösterirler ki " neleri var ya " diyerek kendi kurduğunuz tüketim odaklı, nispeten özgür dünyanıza ses etmezsiniz. örneğin televizyonlar da yıllardır aynı şeyi yapar. Sürekli şiddet, karışıklık sarmalı içinde olan Afrika, Ortadoğu ülkelerinden kaos, çatışma vs görüntüleri gösterilir ki yukarıda dediğim gibi halinize şükredip iyi, kötü yarattığınız burjuva özgürlük ( yani tüketme özgürlüğü ) alanına/konforuna şükredersin.Dediğim gibi dizi de dindar/yobaz Yahudi cehennemini gösteriyor. Resmettiği çevre o kadar boğucu, o kadar iç karartıcı ve o kadar gerçek ki ( kendi dindarlarımızdan biliyoruz ) dizinin sonunda kadının sanatçı arkadaşlarıyla modern hayata geçmesi içimizi ferahlatıyor. Ferahlatıyor ama dindar çevresinden kopan kadının şimdi de karşısında her geçen gün özgürlüklerin kısıtlandığı, gericileşen, polis diktatörlüklerine dönüşen, muhafazakar kutsayıcı burjuva/liberal sistemden nasıl kaçılacağı problemi var. Kapitalist sistem çıkmaza girdikçe dindarlaşıyor ve dizideki gibi kendi yarattığı görece özgürlüğü kendisi yok ediyor. Kapitalist sistem için makbul vatandaşlar kadının dizideki " yeni çevresi " değil. zira o tipler pek ele avuca gelmez. Sanatçı, bazı sapkın ideolojilere meyilli, sistemi sorgulama potansiyeli olan bohem tipler. Bericileşen kapitalist sistem için makbul vatandaşlar kadının " eski çevresi " yani sistem için "aykırı fikirlere" sahip olmayan, statükocu, üreyen, - iş, ibadethane, ev- sarmalında yaşayan, sisteme itaat edecek kimseler. Sistem kendi ömrünü uzatmak için yavaş yavaş bütün dünyayı boğucu bir muhafazakarlığa teslim ediyor. (Bugün bütün dünyada muhafazakar/sağ diktatörlükler tesadüf eseri değil herhalde .)

Dizide başrol oyuncumuz ailesinden kaçtı, kurtuldu. Peki sistemden kaçabilecek mi ? Dizinin buna bir cevabı yok sanırım.

 


Ama yine de Esty’nin cemaat içi dogmalara başkaldırışı, bir “küçük kara balık” hikayesi…

 

Yorumlar