Protein tüketimimiz nasıl olmalı?

“İcatlar, başkalarıyla aynı şeye bakıp farklı düşünebilenler tarafından yapılır.” Biraz değiştirelim: Sağlık, başkalarıyla aynı yiyeceklere bakıp farklı yiyebilenler tarafından kazanılır.

Geçen haftalarda sağlıklı yağ, sağlıklı karbonhidrat tüketiminden bahsetmiştik. Bu hafta sizlerle protein tüketimimiz nasıl olmalı sorusuna yanıt arayacağız.

Vücudumuzdaki trilyonlarca hücre birbirleriyle ilişki içerisinde çalışmaktadır. Hücrelerin birbirleriyle ilişkisinin sağlıklı olabilmesi için daha önce de bahsettiğimiz gibi hücre zarının sağlıklı olması gereklidir. Hücre zarları için yağların öneminden (Omega 3, fosfotidilkolin ve fosfotidilserin) daha önceki yazılarımda bahsettim. Hücre zarlarımız için elmanın diğer yarısının proteinler olduğunu söyleyebilirim.

Proteinler yeryüzündeki her canlıda bulunur. İnsan vücudunda protein kaslar, cilt, saç, kemikler ve hemen hemen tüm diğer doku ve vücut kısımlarında bulunur. Kas gelişimi, kemik sağlığı, bağ dokusu kuvveti, doku onarımı ve büyümesi, kan oksijenasyonu ve temel hücre aktivitesi, kısaca tüm vücut fonksiyonları için proteinler gereklidir. Tüm proteinler, yaşamın yapı taşları olarak kabul edilen amino asitlerden oluşur. RNA'mız, DNA'mız, nörotransmiterler (beyin mesajının ulakları), hormonlar ve kaslarımızın çoğu neredeyse tamamen amino asitlerden yapılır. Bir kısım aminoasitler (esansiyel amino asitler) dışarıdan alınmak zorundadır. Neyse ki, protein birçok farklı gıdada bulunur ve bu gıdalarla alınan proteinler genelde oldukça kalitelidir. Yumurta ise en kalitelisidir.

Proteinler hücreler arasında iletişimi, konuşmayı yaparlar.  Proteinler, hormonları, nörotransmiterleri oluşturan aminoasit bileşikleridir. Nörotransmiterler sinir hücrelerindeki bilgi akışını sağlayan ve sinir hücrelerinden vücudun diğer bölgelerine sinyal gönderen kimyasallardır. Özellikle beyin ve sinir sistemi için önemli olan, birçok ruhsal hastalığın da nedeni olan dopamin, adrenalin, serotonin ve melatonin nörotransmiterleri çokça duyarsınız.

Proteinler aynı zamanda hormon ve nörotransmiterlerin bağlanması ve aktif işlev görebilmesi için reseptörlerin (hormonların algılanma ve tutunma bölgeleri) bağlantı istasyonlarını oluştururlar. Proteinlerin yapı taşları aminoasitlerdir. DNA’mız bu aminoasitleri alır ve proteinleri yapmak için zincirler halinde birbirine bağlar. Bu nörotransmitterlerin üretilebilmesi için tek kaynak diyetten aldığımız proteinlerdir. Yani uygun protein almazsanız vücudunuzda işlerin yolunda gitmesini bekleyemezsiniz.

Vücudumuzdaki birçok işlev yürüten protein sekiz adet temel (tam) aminoasitten üretilir. Bunlar triptofan, metiyonin, fenilalanin, treonin, valin, lösin, izolosin ve lizindir. Triptofandan önce serotonin sonra melatonin üretilir. Metiyoninden sistein yardımıyla glutatyon üretilir (vücudumuzun şövalyesi, cengâveri, fedaisi, ne dersek diyelim, sağlımız için kendini feda eden en önemli dostumuz glutatyon ile ilgili bir yazı yakında yayınlayacağım). Fenilalaninden tirozin, bundan tiroksin yani troid hormonu, yine tirozinden dopamin, nöradrenalin ve adrenalin üretilir. Yine GABA, glutamin ve karnitin üretimi bu aminoasitler sayesinde olmaktadır. Kısacası bu proteinler yoksa veya düzgün çalışmıyorsa hücrelerimizin iletişimi, sağlığı, mutluluğu yani bizim sağlık ve mutluluğumuz bozulur.

Besinle aldığımız protein kaynaklarımızı kırmızı et, balık, beyaz et, baklagiller, kabuklu kuruyemişler ve yağlı tohumlar (kabuklu kuruyemişler badem, fındık, ceviz, kabak çekirdeği) olarak sayabiliriz. Her öğünde yeteri kadar protein tüketmezsek yorgun, kafası karışık, karar veremeyen, odaklanamayan, mutsuz birisi oluruz.

 

 

 

 

Yorumlar