Trafik polisi Temel

Trafik polisi Temel

Trafik polisi Temel

Trafik polisi Temel sarışın bir bayan sürücüyü durdurur ve ehliyetini sorar. Kadın çantasını kucağına alıp aramaya başlar; ancak uzun süre geçmesine rağmen bir türlü aradığı şeyi bulamaz. Temel beklemekten bunalır ve sabırsız bir ifadeyle kadına söylenir:
“Hanfendi, aradığınızı bulamadığınız anlaşılıyor. Üzerinde kendi resminizin olduğu şeyi göstereceksiniz, acele edin lütfen.”
Kadın bu uyarı üzerine telaşlanır ve kısa bir süre sonra “hah buldum” diye sevinçle çığlık atıp çantasındaki makyaj aynasını Temel’e uzatır. Temel aynayı ciddiyetle inceler ve kadına dönüp kibar bir ifadeyle konuşur:
“Buyrun belgenizi hanfendi. Özur dilerim, polis olduğunuzu söyleseydiniz durdurmazdım.”

BONUS FIKRA

Anne melekler uçar mi?

Anne kız konuşurlar. Küçük kız annesine sorar:

– Anne melekler uçar mi?

– Uçar.

– Bütün melekler mi?

– Evet.

– Peki bizim hizmetçi kız neden uçmuyor? Annesi şaşırır:

– Hizmetçi neden uçacakmış kızım?

– Babam konusurken ona hep “Meleğim!” diyor da. Anne öfkeyle fırlar:

– Ya öyle mi, o halde az sonra hemen uçar.

DERDİNİ ANLATAMIYOR

Temel ile Dursun Sultanahmette gezinirken bir turist gelip kendilerine bir adres sorar. Turist ingilizce, almanca ve fransızca sorar fakat bizim lazlar anlamaz…

– Ula dursun bir yabancı dil öğrenemedik gitti

– Ula neye yarayacakki bak adam üç dil biliyor yine derdini anlatamıyo…

HEPİMİZ LAZ MIYIZ?

Küçük temel annesine sorar,

– Anne hepimiz laz miyuz?

– Öyle

– Dedem de laz miydu?

– Lazidi.

– Onun babasi?

– Hepisi lazidi.

– Öyle te olsa artik sabah kahvaltilarinda hamsi yemek istemeyrum.

Şaman

kızılderililer şamana gidiyor ve soruyorlar;
-bu kış nasıl geçecek, ona göre odun toplayalım?
-soğuktan köpekler ölecek; diyor şaman

bir ay sonra;
-daha odun toplayalımmı?
-soğuktan kurtlar bile ölecek; diye ekliyor şaman

bir süre sonra;
-daha toplayalımmı?
-toplayın toplayın, ayılar ölecek soğuktan; diye şaman uyarıyor

şamanın aklına takılıyor söyledikleri ve tepedeki meteoroloji istasyonuna gidiyor, bir meteorolog görüyor ve soruyor;
-genç bu kış nasıl geçecek?
-ayılar ölecek dede; diye cevap veriyor meteorolog.

şaman kendinden emin geri dönerken aklına takılıyor ve meteorologa soruyor;
-siz bu hava tahminini bu tellerden mi anlıyorsunuz?
-teli siktir et dede bak kızılderililer ne kadar odun topluyor.

Tehdit

” Bir horoz varmış. Her sabah ezan okuyormuş. Sahibi demiş ki;
-Tekrar tekrar ezan okuma! Yoksa tüylerini yolarım.

Bu tehdit karşısında horoz korkmuş ve kendi kendine demiş ki;
‘Zaruretler mahzurları mübah kılar. Canımı kurtarmak için ezan okumaktan vazgeçmeliyim. Nasıl olsa benden başka horozlar var. Her halükarda onlar ezan okur.’

Horoz ezan okumayı bırakmıştır artık…

Bir hafta sonra sahibi tekrar gelir ve der ki;
-Eğer tavuklar gibi gıdaklamazsan senin tüylerini yolarım…

Horoz bu tehdit üzerine horozluktan da vazgeçer ve tavuklar gibi gıdaklamaya başlar…

Horoz tam bir ay gıdakladıktan sonra sahibi tekrar gelir ve bu kez şöyle der;
-Şimdi de tavuklar gibi yumurtlamazsan eğer yarın seni keserim!!!

Bunun üzerine horoz ağlamaya başlar ve der ki;
-Keşke ezan okurken ölseydim!!!

Nedir Bu Çektiğimiz?

adamın biri karısıyla kavga etmiş. daha doğrusu karısı kavga etmiş o dinlemiş. dışarı çıkıp kahvehaneye sinirli şekilde girmiş.

“lan arkadaş nedir bu kadınlardan çektiğimiz. zamanında vermişiz tasmayı ses de çıkaramıyoruz.”

o konuşuyor kahvedekiler “ah be kardeşim hepimiz aynı dertten muzdaribiz” der gibi başını sallıyormuş.

“siz ne diyorsunuz ağalar. var mı benden başka karısından korkan, sadece ben miyin” deyince hepsi evet anlamında ayağa kalkmış. yalnız bir tanesi kalkmamış.

hepsi şaşkın, okadar erkeğin içinden bir tanesi karısından korkmuyor.

tepesine doluşmuşlar, “abi kurbanın olayım bize de anlat sen nasıl korkmuyorsun yengeden” diye.

“lan oğlum ne korkmaması, siz anlattıkça benim karı aklıma geldi dizlerimin dermanı kesildi ondan ayağa kalkamadım.”

Fetva ile

gayet keyfine düşkün ve uçkuru gevşek bir vatandaş, bu huyları nedeniyle başı birkaç kez belaya girince çevresinin “orada soluyacağın uhrevi hava seni normale çevirir” tavsiyesine uyarak bu işlere tövbe etmeye ve hacca gitmeye karar vermiş. ilk fırsatta hacca gitmiş, tüm gereklilikleri yerine getirerek mükemmel bir hacı olarak memleketine dönmüş. sakal bırakmış, sarığını ve cübbesini giymiş, haramdan elini ve belini çekmiş, çok düzgün ama biraz da mutsuz bir hayat yaşamaya başlamış.

gel zaman git zaman hacımızın evinin yakınına afet bir hatun taşınmış. hatun işveli, cilveli, hacıya göz süzmekte. hacı ise la havle çekerek gözlerini başka taraflara çevirmekte. ama bakmış olacak gibi değil, benim daha bilge birinden öğüt almam lazım diyerek yörede iyi bilinen bir hocaya danışmaya gitmiş. durumu anlatmış. hoca hatunla ilgili sorular sormuş, boyu posu nasıl, çok mu güzel, pek mi işveli filan diye. hepsine de olumlu yanıt alınca, valla hacı demiş, hatunun sende de gönlü varsa bırak nefsini ne olacaksa olsun. bu tavsiyeyi alan hacı o gece komşuyla işi bitirmiş.

herkes durumdan memnun. hacı dünyaya daha bir mutlu bakar olmuş. bir süre sonra bakmış ki mahalle bakkalının yeni yetme kızı hacıya göz süzmekte. koşmuş hemen hocanın yanına durumu anlatmış. hoca yine detayı öğrendikten sonra hacım demiş, sende gönlü varsa yapacak bir şey yok, sal kobrayı gitsin. hacı o akşam o işi de bitirmiş, son derece mutlu.

hacıdaki bu olumlu değişiklikleri gören arkadaşları başlamışlar hacıyı sıkıştırmaya; yahu demişler sen hovarda ve çapkın bir adamdın, bu işleri bitirmek için hacca gittin, biz seni çok mutsuz olacak diye beklerken yüzünde güller açıyor, bu nasıl iştir, hele bize de anlat demişler. hacı da; valla arkadaşlar demiş, evet hacca gittim ve bu işleri bir süre bırakmıştım, ama şimdi tam s**ime uygun bir hoca buldum, fetva ile s**iyorum milleti demiş.

Öğüt

hintli bir yaşlı usta, çırağının sürekli herşeyden şikayet etmesinden bıkmıştır. bir gün çırağını tuz almaya gönderir. hayatındaki herşeyden mutsuz olan çırak döndüğünde, yaşlı usta ona, bir avuç tuzu, bir bardak suya atıp içmesini söyler.

çırak, yaşlı adamın söylediğini yapar ama içer içmez ağzındakileri tükürmeye başlar. tadı nasıl?” diye soran yaşlı adama öfkeyle “acı” diye cevap verir. usta kıkırdayarak çırağını kolundan tuttar ve dışarı çıkarır.

sessizce az ilerdeki golün kıyısına götürür ve çırağına bu kez de bir avuç tuzu gole atıp, golden şu içmesini söyler. söyleneni yapan çırak, ağzının kenarlarından akan suyu koluyla silerken aynı soruyu sorar: tadı nasıl?” “ferahlatıcı” diye cevap verir genç çırak. “tüzün tadını aldın mı?” diye sorar yaşlı adam, ” hayır” diye cevaplar çırağı.

bunun üzerine yaşlı adam, suyun yanına diz çökmüş olan çırağının yanına oturur ve şöyle der: ” yaşamdaki acılar tuz gibidir, ne azdır, ne de çok. acının miktarı hep aynıdır. ancak bu acının şiddeti, neyin içine konulduğuna bağlıdır. açın olduğunda yapman gereken tek şey acı veren şeyle ilgili hislerini genişletmektir. onun için sen de artık bardak olmayı bırak, gol olmaya çalış.” bu güzel nasihat sayesinde çırak bir ay sonra ölür, meğer gol kenarındaki fabrikanın zehirli atıkları uzun zamandır göle boşalırmış. bunun üzerine hintli yaşlı usta şöyle der: “has…”

​​​​​​​

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER