Oflu ile Arnavut

Oflu ile Arnavut

Oflu ile Arnavut

Oflu ile Arnavut bir lokantaya gitmişler. Oflu kabak, Arnavut da pırasa yemeği istemiş. Yemekler gelince, Arnavut pırasayı methetmeye başlamış:

– Bre mori, pırasa cennet yemeğidir.

Oflu itiraz etmiş:

– Ula, asıl cennet yemeği kabaktır!..

Oflu ile Arnavut “Kabaktır, pırasadır” diye atışırlarken çekmişler tabancaları, neredeyse birbirlerini vuracaklarmış. Aşçı telâşla bunların yanına gelmiş ve kavgayı önlemek için araya girmiş:

– Yahu ayıptır, günahtır, bir hiç yüzünden birbirinizi vuracaksınız!..

Oflu ile Arnavut kavga etmekten vazgeçip, aşçıya sormuşlar:

– Doğru söyle bakalım; cennetten önce kabak mı çıktı, pırasa mı çıktı?

Zavallı ahçı bakmış ki durum fena, işi şöyle tatlıya bağlamış:

– Adem babamız cennetten çıkarken kabağı eline almış, pırasayı da kılıç gibi beline kuşanmış da öyle çıkmış!..

BONUS FIKRA

Soğuk Çay

temel bir gün kahveye gelir

-soğuk çay var mı demiş

yok demişler

2, gün gelmiş

yok demişler

3,gün gelmiş yine yok demişler

4,gün gelmiş

-soğuk çay var mı demiş tekrardan

onlarda “var”deyince temelin cevabı şöyle olmuş

-“iyi o zaman isutta içelum”

İşimizi Dikkatli Yapmazsak

Tıp fakültesinde ilk kez kadavra başına toplanan öğrenciler baya bi merak ve ilgiyle kadavrayı incelemektedirler…

Profesör dersine başlar .

Ve tıpta iki şey doktorlar için çok önemlidir der.

İlki insan vücuduyla ilgili hiçbir şey sizin için iğrenç olmamalıdır…

Örneğin ;der hemen ardından parmağını cesetin kıçına sokar ve çıkartıp kendi ağzına götürür.

Hadi bakalım sizlerde aynı şeyi yapınız..!

Öğrenciler şok içinde hepsi duraksar ama bakarlarki Prof çok ciddi …

İstemeye istemeye hepsi sırayla kadavranın kıçını parmaklayıp sonrada emerler .

Öğrencilerin hepsi bu işin tadına bakıp berbat bi hale gelmişken Prof konuşmaya devam eder.

Bir tıp doktoru için en önemli ikinci şey gözlemdir der,ve devam eder “ben kadavranın kıçına orta parmağımı soktum ve ağzıma işaret parmağımı götürdüm”

Ve siz şimdi dikkat etmenin ne kadar önemli olduğunu öğrenmiş bulunuyorsunuz..

Sonuç olarak Neymiş arkadaşlar ?

İşimizi dikkatli yapmazsak b*ku yeriz .

Temel’in Arkadaşı Niyazi’ye Mektubu

“Niyazicuğum. Hani benim küçük torun var ya. Geçen akşam, geturdi ödevini önüme koydi. Bi yandan da ağlayi. Zaten dertlerini hep pağa açar. dedi ki:”Habunlari anliyamadum. O yüzden da yapamadum. Yarın öğretmen beni dövecek dedecuğum.”

Pende dedum ki;Ağlama uşağum, punun içun öğretmen adam dövmez. Şimdi oni çözeruk.Ne mümkün Niyazi kardaşum.Bi tirenlan, bi otobos ayni istasyondan kalkmişlar. Tiren otobostan üçte bir daha hizli gidiy. Otobos iki yerde onbeşer dakka istirahat vermiş. Tiren da bi yerde durmiş, 20 dakka su almiş. Otobos saatte 60 kilometro gidiymiş. Tiren 5 saat sonra gideceği yere varmiş. Otobos ise ne vakit sonra oraya olacakmiş.Uğraştum yapamadum. Uşak ağlay. Derken bubasi geldi. O da çözemedi.

Diyrum oğa ki:-“Ula damat, senun taniduğun tahsilli bi otobos şofori var ise oğa soralim, belki o bilebilur. Yahutta sabah olsun ben usaği şoforler cemiyetine götüreyum. Onlar arasinda belki tirenle yariş etmiş bi şofor vardur da bize nasihat verur.”Ha, biz bi yandan da uşaga tireni tarif ediyruk. Tiren görmemiş ki. Ne anasi görmiş, ne bubasi. Ben da bi tek askerlukte Erzurum’dan Sivas’a gittiydum.

Neysa kardaşum, o gece çok kizdum. Diyeceksun ki niye? Uşak daha incir ağacindan duti ayiramay; mezgiti gosteriyrum, hamsi diy; efendum, yumurtanun fabrikada yapilduğuni sanay. Biz gelduk araba yariştiriyruk. Yani efendi, otobos saatinda varsa ne olur, geç varsa ne olur? Gurbetten yolci mi bekliysun? Eğer varacaği saat onemliysa, edersun yazihaneye bi telefon, derler sağa otobosun ineceği zamani. Bu kadarluk mesele içun sabiyi subyani niye telef edersun? Uşacuklarda şarki yok, türki yok, oyun yok; dayamiş matamatigi. Ayuptur ya!

İşte Niyazum hal böleyken böle. Yanaklarindan opdim gardaşum.”

Kıvır

amerika’da bir süpermarkette, müşteri yarım kivi satın almak istiyor.

tezgâhtar bunun mümkün olmadığını söylüyor. kavga çıkıyor. tezgahtar

koşa koşa müdüre çıkıyor:

“efendim, hayvanın biri yarım kivi almak istiyor” der demez şöyle bir

arkasına dönünce ne görsün:

müşteri arkasından gelmiş, ensesinde duruyor…

tezgahtar hemen müşteriyi işaret ediyor:

“bu beyefendi de diğer yarısını almak istiyor, efendim…” diyor

müdür durumu anlıyor, adama yarım kiviyi mecburen verip gönderiyorlar.

müdür bir saat sonra tezgahtarı çağırtıyor:

– “tebrik ederim, çok zeki davrandın, iyi idare ettin. nerelisin sen?

– “brezilyalıyım efendim…”

– “amerika’ya niye geldin?”

– “brezilya cazip bir yer değil efendim, orada insanlar ya fahişe, yada futbolcu…”

müdür;

– “biliyor musun, benim karım da brezilyalı… ”

– “yaaaaaaaa öyle mi, yenge hangi takımda futbol oynuyor ?”

At

Karı koca kahvaltı yaparlarken kadın bir anda elindeki tavayı kocasının kafasına geçirir. Ne olduğunu anlamayan kocası şaşkınlıkla durumu sorar. Kadın:

– Dün pantalonunu yıkarken içinde üstünde Çiğdem yazan kağıt buldum.

Bunun üzerine kocası;

– Karıcım o gecen gün üzerine bahis oynadığımız atın ismiydi der.

Bu açıklamayı yeterli bulan kadın pürneşe içinde kahvaltısına devam eder.

İki gün sonra yine kahvaltıda bu sefer daha büyük bir tava ile kocasının kafasına öyle bir vurur ki koca bir kaç dakika kendini bilmeden masa üstünde yatakalmıştır.

Ayılınca karısına yine durumu sorar ve kadın cevap verir.

– Dün senin at aradı…

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER