Nam-ı Kemal

Nam-ı Kemal

Nam-ı Kemal

Bir gun Nam-ı Kemal nasıl olduysa şeyinden rahatsızlanmış ve hastaneyeyatmış.

Şeyini alçıya almışlar bunun.

Gel zaman git zaman
odaya bir sinek girmiş ve tam alçılı organın açık kısmına (tepesine)konmus.

Tabii N.Kemal rahatsız..

Hemen hemşireyi cağırmış.
Hemşire demiş şu sineği kovalar mısın.

Hemşire bakmış yetişilecek gibi degil merdiven aramış yok.

En sonunda zıplayarak kovmayakarar vermiş.

Bir zıplamış sineği ıskalamış N.Kemal’in şeyinden kayarak yaralanmadan yere inmiş.

Bir daha, bir daha nafile sinek hala orada.

Bir kaç kere daha deneyip N.Kemal’e donup:

Nam-ı Kemal bey kusura bakmayınyetişemiyorum demiş.

N.Kemal’de:

Hemşire hanım bir keredaha zıplarsan tavana yapıştıracam o sineği.

BONUS FIKRA

Bakanlardan birinin ölmesiyle başka bir milletvekili onun süresini doldurmak üzere seçilmişti.

Adam hemen karısına telefon ederek, bu haberi vermek istedi :

-Bir bakan karısı olmak ister miydin? diye sordu.

Karısı biraz düşündü sonra:

-Hangisinin?

Serçe

serçenin bir tanesi bahar günü dalgın dalgın uçuyormuş.

bir anda farketmiş ki, bir yolun üstünde uçuyor ve karşıdan da motorsikletli bir adam geliyor.

her ikisi de çarpışmayı engellemek için ellerinden geleni yapmışlar ama nafile…

serçe “çotan daank” diye kaska çarpıp düşmüş.

şimdi, motorcu arkadaşımız, allahı var sıkı bi hayvansever.

doğal olarak hemen atlamış motordan; koşmuş serçenin yanına.

serçe baygın yatıyor…

kıyamamış, bırakamamış yolda; almış getirmiş eve.

eskiden kalma bir de kafesi var evde..

baygın serçeyi kafesin içine güzelce yerleştirmiş..

yanına da az biraz su, az biraz ekmek koymuş, vurmuş kafayı yatmış….

bizim serçe bir müddet sonra ayılmaya başlamış..

daha tam seçemiyor ortalığı..

hafif bulanıklık var yani…

bi bakmış parmaklık, ekmek, su falan var bulunduğu yerde…

birden dank etmiş vaziyet:

motorcuyu öldürmüşüz beeeee…!!!!!!

Köylü

gariban bir köylü şehre inmişti. büyük bir mağazada iki kişinin karşılıklı oturup konuştuklarını gördü.

içerde bir masa ve üç dört koltuktan başka bir şey görünmüyordu.

merak etti ve içeri girdi:

– selamünaleyküm ağalar.

– aleykümselam hemşerim ne istiyorsun?

– merak ettim acaba burada ne satıyorsunuz?

köylü ile dalga geçmek isteyen emlak komisyoncusu sırıtarak cevap verdi:

– eşek satıyoruz.

köylü de taşı gediğine yerleştirdi:

– sadece ikiniz misiniz yoksa daha var mı ?

Geçmiş

– iyi ki düğünümüzü belçika’da yapalım demişsin goncagül

– güzel oldu, değil mi muhittin?

– evet canım, herkes dışarda evleniyor, bizim neyimiz eksik?

– beni kırmadığın için teşekkür ederim.

– sen istersin de ben yapmam mı bitanem?

– muhittin, sana geçmişimle ilgili bir şey anlatmak istiyorum.

– önce duvağını çözseydik goncagülüm.

– çözeriz, dur bi… çok önemli bu.

– e, ama sırası mı şimdi? neyse, anlat bari.

– ben küçükken tec*vüze uğradım.

– çok üzüldüm bebeğim. ama şu an kendini iyi hissediyorsan önemli değil.

– şimdi iyiyim de bunları bilmen lazım.

– yakınlarından biri tarafından mı?…

– yok, bi bakkal vardı bizim mahallede…

– bakkal mı?

– evet. elma şekeri satıyordu, güzel çikolatalar filan.

– eee?

– işte, bi gün bana, tarık depoya gelsene dedi.

– tarık kim?

– anlatacağım bi tanem, sakin ol bi.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER