Makbuz

Makbuz

Makbuz

Deney yapmak için bütün hayvanları dişisi erkeğiyle bi gemiye toplayan bilim adamı, yolda bütün erkek hayvanların dişilerle çiftleştiğini gemide nüfus çoğalması olduğunu görür.. Bunu engellemek için bütün hayvanları bir araya toplar ve konuşmaya başlar;
– ”Yolda gördüm’ki bütün erkekler dişilerle çiftleşiyor gemide gitgide çoğalıyoruz. Bunu önlemek için bütün erkek hayvanların şeyini kesip karşılığında makbuz vereceğim. Limana geldiğimizde erkek hayvanlar makbuzunu geri verecek şeyini geri alacak”. demiş.
Ve adam aynen dediğini uygular. Ertesi gün erkek kanaryanın kendisine bişi yapamayacağını bilen dişi kanarya erkek kanaryanın karşısına geçim onu tahrik etmeye başlar.
– ”Sen erkek diiilsin senin şeyin bile yok!”.
Diye erkek kanaryayı sinirden deli eder. Erkek kanarya hırsından kahrolarak bir haftayı geçirir. Bir hafta sonra dişi bi bakar ki erkek kanarya kahkahalarla gülüyor sevinçten zıp zıp zıplıyor;
– ”Hayrola şeyini kaybedince aklını’da kaybettin galiba” der.
Erkek kanarya zıplamaya devam eder;
– ”Liman’a inelim göreceksin”..
dişi kanarya şaşırır;
– ”Limana inince ne olacak’ki”.
Erkek kanarya kahkahayı basar;
– ”Eşşeğin makbuzunu çaldım”.

BONUS FIKRA

Sizin kadar güzel anlatamıyorum

Birer kız çocuğu sahibi iki aile bir gün misafirlikte sohbete başlamışlar.

– Eee sizin kızdan naber?

– Valla işte ne olsun biliyorsunuz, işe girdi geçen sene. Başını kaşıyacak vakti yok. İlk başlarda geceleri fazla mesai yapıyordu. Sonra hafta sonları da çalışmaya başladı. Patronu çok sevmiş her işi ona veriyormuş. Derken Ankara seyahatleri başladı. Bizimki çanta sekreter gibi patron nereye o oraya. Sonra Paris seyahatleri filan en sonunda bu iş böyle olmayacak dediler, patronu ev tuttu. Deli gibi çalışıyor evladım. Ee, peki sizin ki ne alemde?

– Valla bizim kız da kötü yola düştü ama ben sizin kadar güzel anlatamıyorum.

Cebinde para oldu mu insan

Nasrettin Hocayı bir köye vaaz ve nasihat vermesi için davet ederler.

Kararlaştırılan gün köye gelen Hoca;

─ Bir kese altın verirseniz konuşurum, yoksa döner giderim” der.

Çaresiz herkesten para toplayarak bir kese altını verirler.

Harika bir konuşma yapan Hoca, cuma namazından çıkınca, aldığı bir kese altını iade eder.

“Madem geri verecektin niye istedin” diye sorulunca;

─ ‘Para ödediğiniz için, dikkatle dinlediniz; birincisi bu…

İkincisi de, cebinde para oldu mu insan, bir başka konuşuyor, cevabını vererek harika iki ders verir.

Battaniye

Soğuk ve karlı bir gecede tipiden yolunu kaybeden bir işadamı ve sekreteri arabalarını terketmek zorunda kalırlar ve uzun bir yürüyüşten sonra üşümüş ve ıslanmış durumdayken bir kulube bulurlar. Kulubede bir yatak, bir uyku tulumu ve bir sürü battaniye bulunmaktadır. Geceyi geçirmeye hazırlanırlar ve işadamı bir centilmen olarak, yatağı sekreterine verir ve;

-Ben yerde uyku tulumunda uyurum, der. Sekreter yatağa yatar, adam uyku tulumunun içine girerek fermuarı çeker. Bir süre sonra tam uyumak üzereyken, sekreterinin sesini duyar

-Efendim, ben çok üşüyorum. Adam fermuarı açar, uyku tulumundan çıkar, bir battaniye alıp kadının üzerine örter, tekrar uyku tulumuna girer, tam uyumak üzereyken yine sekreterinin sesini duyar :

-Efendim, ben hala çok üşüyorum. Adam yine fermuarı indirir, tulumdan çıkar, bir battaniye daha alıp kadının üstüne örter, uyku tulumuna girerek fermuarı çeker.

Tam uykuya dalacağı sırada yine duyar :

-Ben yine çoooook üşüyorum. Adam yattığı yerden :

-Bir fikrim var, der. Burası ıssız bir yer. Neler olduğunu kimse göremez, istersen evliymişiz gibi davranabiliriz. Genç kadın kıkırdar :

-Tamam, bana göre hava hoş.

Adam yattığı yerden avazı çıktığı kadar bağırır :

-Öyleyse kalk ve kahrolası battaniyeyi kendin al!

Temel’in Gazeteleri

Temel ile Fadime yeni evlenmişler.

Temel her sabah dağın eteğindeki kasabaya inip gazete alıyormuş.

Bir ay, iki ay, üç ay derken Temel bu işten bıkmış ve Fadime’ye;

─ Bundan sonra gazetelerimi sen alacaksın Fadime, demiş.

Fadime de kabul etmiş ve her sabah kasabaya inip bir tane gazete almaya başlamış. Bir ay, iki ay, üç ay derken Fadime her sabah o kadar yolu yürümekten bıkmış.

‘Bu işin daha kolay bir yolu olmalı’ demiş kendi kendine.

Sonra da kendince bir çözüm bulmuş; kasabaya ilk indiğinde yedi tane gazete almış ve her gün birini Temel’e vermeye başlamış. Birinci gün, ikinci gün, üçüncü gün derken yedinci gün Temel gazeteyi alıp biraz göz gezdirdikten sonra Fadime’ye dönmüş ve;

─ Fadime, bu dünyada ne kadar çok salak adam var. Aynı adam aynı ağaca aynı arabayla yedi gündür çarpıyor, demiş.

Haberler

seyahatten dönen ev sahibi havaalanından bahçıvanına telefon açmış, konuşuyorlar:

– nasıl, her şey yolunda mı?

– yolunda… küreğin sapı kırıldı, şu anda onu tamir ediyordum.

– neden kırıldı?

– köpeğinize mezar kazarken zorlamışım, ondan kırıldı.

– nee! köpeğim mi öldü?

– maalesef havuza düştü?

– benim köpeğim çok iyi yüzerdi; havuzda nasıl ölür?

– havuzun suyu boşalmıştı, atlayınca betona çakıldı.

– havuzu yeni doldurtmuştuk, neden boşalttınız?

– itfaiyeciler evdeki yangını söndürürken ilave suya ihtiyaç duydular.

– neee evde yangın mı çıktı?

– evet efendim. annenizin vefatı dolayısıyla taziyeye gelenlerden biri yanık sigara bırakmış.

– annem mi öldü? yahu kadın daha iki hafta önce sapasağlamdı?

– haklısınız da… yatak odanızda karınızla en yakın arkadaşınızı aynı yatakta görünce kalbine inmiş.

– yahu hiç pozitif bir haber yok mu adam sende?

– var efendim… geçen gün siz aids testi yaptırmıştınız ya… sonucu geldi, pozitif…

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER