Fransız, İngiliz ve Temel

Fransız, İngiliz ve Temel

Fransız, İngiliz ve Temel

Fransız,İngiliz ve Temel sohbet ediyorlarmış.
Laf dönüp dolaşıp kadının nasıl mutlu edileceğine gelmiş
Fransız demiş ki:
– Ben karımı ayaklarından öpmeye başlarım saçlarına kadar çıkarım karım zevkten çıldırır.
Sıra İngilize gelmiş o da:
– Bende saçlarından başlar ayak parmaklarına kadar inerim ve benim karım zevkten çıldırır demiş.
Sıra bizim Temele gelmiş ve o da başlamış:
– Valla arkadaşlar ben karıyı beceriyorum, aletimide perdeye sileyrum benim kari çıldurur…

BONUS FIKRA

Meydanlarda atıp tutan politikacılarımızdan biri hacca gitmiş.

Hac farizasını yerine getirirken sıra gelmiş şeytan taşlamaya…

Eline almış taşları, iç huzuru ile şeytan taşlamaya koyulmuş…

Ama o da ne? Taşın düştüğü yerden bir feryat, bir yakınma yükseliyor ki sormayın gitsin…

Şeytan hem ağlıyor hem de bir şeyler söylüyor.

Bizim politikacı merak etmiş, kulak kabartmış. Şeytan:

– Olur mu böyle olur mu, diyormuş, kardeş kardeşi vurur mu?

Herkesi Tanıyan Temel

Milyonlarca gurbetçi gibi, Temel de iş bulup çalışmak için İtalya’ya gider.

Fiat fabrikasında iş bulup çalışmaya başlar.

Dönemin Sovyet lideri Krusçev resmi bir ziyaret için İtalya’ya gelir, programında Fiat fabrikasını ziyaret de vardır.

Fabrikanın tezgâhları arasında dolaşırken Temel’e rastlamış.
Herkesin gözü önünde;

─ Vay Temel, diye sarılıp kucaklaşmış.

Orada ayaküstü sohbet etmişler.

Tüm protokol bu dostluktan şaşkın. Konuk gittikten sonra patron Temel’i çağırıp, Krusçev’i nereden tanıdığını sormuş.

Temel;
─ Hiiç, demiş. ‘Ben eskiden komünisttim. 1 Mayıs kutlamaları için parti beni Moskova’ya göndermişti. Orada tanışmıştım.

Olay unutulmuş.

Üç beş ay sonra bu kez Amerika başkanı Nixon gelmiş İtalya’ya.

Yine aynı program ve fabrika ziyareti.

Tezgahların arasında “Vay Temel”, “Vay Nixon” muhabbeti…

İyice meraklanan patron ziyaretten sonra Temel’i yine çağırtmış.
Soru da cevap da aynı;

─ Bir ara Amerika’ya göç etmeye kalkıştım.

New York’ta başım polisle belaya girdi.

Bu Nixon o zaman çiçeği burnunda bir avukattı.

Beni o savunmuştu…

Olay bu kadarla kalsa iyi.

İki ay sonra Fransa başkanı De Gaulle ziyaretinde de aynı manzara yaşanınca Patron Agnelli derin bunalımlara girmiş.

Kendisini tanıyan yok.

Yanında çalışan Temel’in uluslararası çevresi var. Yine sormuş Temel’e;

─ De Gaulle’ü nereden tanıyorsun?

─ Nazilere karşı Paris’te yeraltı savaşı yapıyorduk.

Özel kuryesiydim.

─ Pekiyi, sen herkesi tanır mısın?

─ Evet, hemen hemen.

Patron iyice hırslanmış.

─ Neredeyse Papa da arkadaşım diyeceksin.

Temel gülmüş;

─ Tabii. Yakın arkadaşımdır.

Çıldırma noktasına gelen Agnelli haykırmış;

─ İspatla… İspatlayamazsan işten kovarım.

Temel;

─ Tamam, bu pazar ayininde Vatikan meydanında olun.

Papa balkondan halkı takdis ederken ben yanında olacağım.

Patron pazarı iple çekmiş.

Vatikan’da Papayı bekleyen kalabalığın arasına karışıp beklemeye başlamış.

Bir süre sonra Papa balkona çıkmış. Yanında Temel…

Temel kalabalığa bakıp, patronunu bulmaya çalışıyor.

O sırada bir kargaşa olmuş.

Biri bayılmış.

Temel bayılanın kendi patronu olduğunu görünce Papaya ”Bana müsaade’ deyip meydana koşmuş.

Agnelli yerde yatıyor.

Bir iki kişi de ayıltmaya çalışıyor.

Temel çevresindekilere;

─ Bu benim patronumdur; ne oldu?’ diye sorunca biri cevap vermiş;

─ Siz Papa ile balkona çıktığınızda bunun önünde iki Japon turist vardı.

Japonlardan biri senin patronuna dönüp,

“Şu sağdaki bizim Temel, ama yanındaki kim?” diye sorunca seninki düşüp bayıldı.

3 Tekme

Ülkemizin tanınmış avukatlarından tayfun, yaban kazı avı zamanı, tüfeğini alıp Karadeniz sahillerine çıkmış.

Uçarken görmüş kazı.. “dannn!.” kuş döne döne inmeye başlamış yere… düşmüş sonunda ama,

arazide bir çit var, onun öte yanına..

kazı almak için çiti aşmağa çalışırken, yaşlıca çiftçi temel çıkıvermiş ortaya..

“Ne yapıyorsun benim arazimde?..”

“Şu yaban kazını vurdum da, almaya çalışıyorum..”

Yaşlı çiftçi temel “o arazi benim olduğuna göre, içindeki kuş da benimdir” diye terslemiş. avukat tayfun sesini yükseltmiş..

“Ben bu ülkenin en büyük avukatlarından biriyim. beni uğraştırma..

mahkeme masrafı falan der, çiftliğine kadar alırım bak!..”

Yaşlı çiftçi gülmüş..

“Biz karadeniz’de böyle küçük sorunları mahkemeyle değil, ‘üç tekme’ kuralıyla çözeriz..”

“Nedir o üç tekme kuralı” diye sormuş, avukat, merakla.

“Şöyle” demiş, yaşlı çiftçi..

“Önce biri ötekine 3 tekme vurur, sonra öteki..

sonra gene ilki.. biri pes edene kadar..”

Avukat genç, güçlü kuvvetli, sportmen..

çiftçi ihtiyar..

“ben bunu haklarım” deyip içinden “kabul” diye bağırmış..

“Burası benim arazim olduğuna göre ilk vurma hakkı bende” demiş, yaşlı temel..

ve bir tekme atmış avukatın kasıklarına..

“Ugggh” diye dizlerinin üzerine çökmüş avukat..

ikinci tekme tam midesine gelmiş ki, avukat öğlen yediği yemekleri çıkarayazmış, “böğğğ” diye ve dört ayak haline gelmiş yerde..

Yaşlı temel üçüncü tekmeyı tam kıçına kondurunca, avukat öne kapaklanmış..

önde de çiftçinin ineğinin biraz evvel oraya bıraktığı ıslak tezek var..

suratı aynen gömülmüş içine..

Avukat “şimdi sıra bende, ihtiyar tilki” diye doğrulmuş, ağzına kadar giren pislikleri, ceketinin koluyla temizlemeye çalışırken..

Yaşlı temel gülmüş.. “pes ediyorum. bir kaz için dövüşmeye değmez. al kuşunu git!..”

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER