Daha 2019 da uçuyoruz

Daha 2019 da uçuyoruz

Daha 2019 da uçuyoruz

Dünyaca ünlü seks araştırmaları merkezi, insanların s..ks yaşamları ile meslekleri arasındaki bağlantıyı aramaya karar vermiş.

Daha doğrusu, var mı, yok mu, varsa ne kadar var, o araştırılacak.
Merkezin uzmanları dünyaya dağılmış ve her çeşit meslek gurupları ile anketler yapmaya başlamışlar.

Bir ünlü uzman da Karadeniz Hava Yolları uçağına binmiş.

Pilotların s..ks yaşamları ile ilğili dünyanın her ülkesinde ballandıra ballandıra öyküler anlatılır ya.
Uçak yükselirken, uzman da pilot kabinine, yani cock-pite
girmiş. Teybini pilota uzatmış;
– “adınız?”
– “Temel!.”
– “temel kaptan en son ne zaman s..ks yaptınız?”
– “1993’te” demiş.
Şaşırmış uzman;
– “Vay canına” demiş.
– “Bu kadar uzun s..ks arası, pilotların dünya çapındaki şöhretine pek uymuyor”.
Temel Kaptan, uçağın uçuş yüksekliğini gösteren altı metreyi
işaret etmiş uzmana.
– “Abartmayın canım. Daha topu topu 2019’da uçuyoruz”

BONUS FIKRA

Annesi kümesin önünde duran Fadime’ye sormuş:

– Kızım ne yapıyorsun?

– Tavuklara kaynar su veriyorum.

– Neden?

– Haşlanmış yumurta yumurtlasınlar diye.

Gaz

kadının teki doktora gitmiş:

– doktor bey benim biraz garip bir problemim var.

çok sık ve fazla yelleniyorum, ama neyse ki hiç ses ve koku çıkmıyor.

yine de her dakika bayağı rahatsız olmaya başladım. lütfen bir çare bulun.

doktor birkaç ilaç yazmış ve bir ay sonra kontrole gelmesini istemiş.
aradan bir ay geçmiş ve kadın çıkagelmiş:

– doktor bey ne yaptınız siz öyle? yine çok gaz çıkarıyorum ama bu sefer bir koku çıkıyor, bir koku çıkıyor sormayın.

dayanılır gibi değil. istediğiniz kadar cam kapı açın, saatlerce gitmek bilmiyor.

doktor memnuniyetle cevap vermiş:

– hımm güzel. demek burnunuzu tedavi edebildik, o halde şimdi sıra kulaklarınızda.

Trump

günlerden bir gün, trump washington da bir lokantaya gitmiş.

lokanta’nın girişinde bir papağan, “aaa trump geldi” demiş.

trump bunu duyunca çok duygulanmış ve papağanı satın almak istemiş.

fakat lokantanın sahibi, “üzgünüm papağanı satamam ama yumurtalarını satabilirim” diye bir cevap vermiş.

trump da “tamam” deyip, papağanın 3 yumurtasını satın almış almasına da, lokantacının verdiği yumurtalar “papağanın yumurtaları” değilmiş.

lokanta sahibi “bir tane tavuk, bir tane hindi, bir tane de güvercin yumurtası”nı, “papağan’ın yumurtası” diye trump’a iteklemiş.

trump yumurtaları aldığı gibi beyaz saraya dönmüş ve yumurtaları kuluçka makinesi’ne koymuş.

yumurtalardan papağan yerine “bir tavuk, bir hindi, bir de güvercin” çıktığını görünce öfkelenmiş ve o lokantaya hesap sormak için yeniden gitmiş.

papağan yine aynı nakarat’ı tekrar etmiş, “aptal trump geldi” demiş.

trump bunun üzerine kısık sesle papağan’a cevap vermiş:

“ulan benim aptal olduğumu bir tek sen biliyorsun ama senin kimlerle düşüp kalktığını tüm amerika biliyor!”

Ticaret

roma’da dünyaca ünlü san pietro kilisesi’nde büyük bir pazar ayini.

görkemli bir dinsel tören.

papa bile katılıyor.

koskoca meydan mahşer yeri gibi.

kilisenin içi de dışı da tıklım tıklım. bu arada kilise kapısında iki adam özellikle dikkati çekiyor.

ikisinin de boynunda kocaman birer levha asılı. birinde;

“ben koyu bir hristiyanım, lütfen bana yardım ediniz”

yazılı. ötekinde ise sadece;

“ben koyu bir yahudiyim”

yazıyor. tabii ki kiliseden çıkanlar hristiyan olduğunu ifade eden adama yanaşıyorlar ve ellerini ceplerine atıp cömertçe bir şeyler veriyorlar.

yahudi olduğunu ifade eden adamda ise siftah yok. bu arada kiliseden çıkan iyi niyetli biri “yahudiyim” yazısı taşıyana sokuluyor.

“bana bak kardeş” diyor, “..dürüstlük iyi bir şey, ama binlerce hristiyan kiliseden çıkarken, senin yahudi olduğunu böyle aleni olarak ifade etmen kanımca hiç de akıllıca bir hareket değil. bak kimse sana para da vermiyor zaten. bence çıkar o yazıyı boynundan, sen de şu hristiyan gibi” deyince;

boynunda “yahudiyim” yazılı adam “hristiyanım” yazılı olana dönüp sesleniyor:

– heey! salamon! herife bak be! gelmiş bize ticaret öğretiyor.

Paranın Sesi

Nasreddin Hoca Akşehir’de kadılık vazifesini yürütürken karşısına iki adam çıkmış.

Birisi öteden beri cimriliği ile ta­nınmış bir aşçı, diğeri de boynu bükük bir fakir. Aşçı sözü almış:

“Hocam,” demiş, “ben bu adamdan davacıyım.

Dükkâ­nın önünde fasulye pişiriyordum.

Tencerenin kenarından bu­ğusu çıkıyordu yemeğin.

Bu adam elinde somunla geldi.

Kopardığı lokmaları ye­meğin buğusuna tutup başladı atıştırmaya.

Nihayet koca bir ekmeği bitirdi.

Ondan fasulye buğusunun parasını istedim, vermedi.”

Nasreddin Hoca anlatılanları dikkatlice dinledikten sonra fakire dönüp:

“Doğru mu bunlar?” diye sormuş.

“Evet,” demiş fakir adam.

“Öyleyse para kesesini çıkar bakalım.”

Zavallı fakir, kadı efendiye karşı gelememiş.

İçinde üç beş akçe bulunan para kesesini Hoca ya uzatmış.

Bu sefer aşçıyı çağırmış yanına.

Keseyi kulağına yaklaştırarak şıngırdatmaya başlamış. Sonra da:

“Haydi” demiş “aldın işte alacağını.”

Aşçı:

“Nasıl olur?” diye şaşkınlığını belli etmiş. “Paramı ver­mediniz henüz.”

Hoca cevap vermiş:

“Fazla uzatma, yemeğin buğusunu satan paranın da se­sini alır elbet!”

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER