Büyük Bir Sorun Sayılmaz

Büyük Bir Sorun Sayılmaz

Büyük Bir Sorun Sayılmaz

– “Doktor. size bir sorunum icin geldim ama, lutfen once gulmeyeceginize soz verin.”

Doktor “elbette..” demis “lutfen rahat olun, ben bir doktorum, 20 senelik meslek hayatimda hicbir hastamin sorunlarina gulmedim.”

Adam: – “Tamam o zaman” demis, pantalonunu indirmis.

Doktor bir de bakmis karsisinda bugune kadar gordugu en ufacik miniminnacik pipisi. Neredeyse bir meşe ( bilye ) tanesi kadar. ve tabi ki doktor kendini tutamamis birden kahkahalarla gulmeye baslamis,

yere yuvarlanmis katila katila guluyomus derken nihayet

toparlanmis ve adama donmus:

– “Cok ozur dilerim.. nasil oldu bilmiyorum bir anda sinirlerim bosaldi, ama soz veriyorum bir daha olmayacak.. lutfen bana guvenin ve soyleyin sorun tam olarak nedir?” Adam cevap vermis:

– “Şişti…” 

Kadın

10 erkek 1 kadın 11 kişi bir helikopterden sarkan halata asılıdırlar. ip herkesi taşıyacak kadar güçlü olmadığı için içlerinden birinin ipi bırakması gerektiğine karar verirler. yoksa hep beraber düşecektirler. bu kişinin kim olacağına karar veremezler.

ama o anda kadın çok etkileyici bir konuşma yapar. tamamen gönüllü olarak ipi bırakabileceğini söyler. çünkü bir kadın olarak, kocası için, çocukları için ve aslında genelde erkekler için her şeyi bırakmaya alışık olduğunu söyler, hem de karşılıksızca…

hikayesini bitirir bitirmez, tüm erkekler onu alkışlamaya başlarlar….

Cojano

ispanya’da tatilini geçiren turist, restoranda tipik bir ispanyol yemeği yemek istemişti. listeyi uzun uzun inceledi. cojano adi dikkatini çekti. ne olduğu hakkında hiçbir fikri yoktu. parmağını basıp, garsona işaret etti. garson bir tabak içerisinde yemeğini getirdi. nefis bir şeydi ama içindekinin ne olduğunu çıkaramadi. bir çeşit et idi ama ne?…

garsonu çağırdı ve sordu…

garson:
-bugün boğa güreşlerine gittiniz mi bayım?
-evet…
-iste bu yediğiniz yemek bugün arenada öldürülen boğanin yumurtalıklarından yapıldı.

adam ertesi gün gene ayni restorana gitti. tadı damağında kalan yemeği cojano’yu bir kez daha istedi.lezzetle yedi. artık ahbap oldukları garson hatır sormaya geldi :

-nasıl memnun kaldınız mı bayım?
-kaldım kalmasına ama bir şey dikkatimi çekti. dün yediğim cojano biraz daha büyüktü gibi geldi bana.

garson başını iki yana salladı :
-her zaman boğa kaybetmez bayım…

Akşamdan Kalma

akşamdan kalma adam, büyük bir başağrısı ile sabah uyanmış. zorlukla gözlerini açıp, yerinden doğrularak,

şöyle bir etrafına bakınmış.

komodinin üstünde bir bardak su ve iki aspirin duruyor. yatağın ayakucundaki sandalyede elbiseleri temiz ve ütülenmiş.

aspirinleri içerken, komodindeki not dikkatini çekmiş;

“sevgilim, günaydın. kahvaltın mutfakta. ben alışverişe çıkıyorum, erken dönerim. seni seviyorum”.

kalkıp, giyinmiş ve kahvaltı için mutfağa gitmiş. bakmış oğlu oturmuş, kahvaltı ediyor. masada da kendi servisi ve gazeteleri duruyor.

oturmuş, kahvaltısına başlamış ve oğluna sormuş;

– evlat, dün gece ne oldu, biliyor musun?

– evet, dün gece saat 3’ü geçiyordu, sarhoş olarak eve geldiğinde. önce koridordaki sandalyeyi devirdin,

ardından kustun, daha sonra da odanın kapısına kafanı çarptın, bir gözün morardı.adam, şaşırmış vaziyette:

– anlayamadım. o zaman niye herşey temiz, kahvaltı hazır ve gazetem alınmış?

– onu mu soruyorsun. annem seni sürükleyerek yatak odasına götürüp, pantalonunu çıkarmaya çalıştığında,

“bayan, beni yalnız bırakın, ben evli bir adamım” dedin.

Çin İşkencesi

çin’i keşfe çıkan bir serüvenci, uçsuz bucaksız bozkırlarda kaybolmuş. tam üç ay, otlar yiyerek, ağaçlar altında uyuyarak yaşamış.. bir gün bir eski çiftlik evi çıkmış karşısına.. kapıyı çalmış.. yaşlı bir çinli açmış.. “üç aydır sefil haldeyim. bir kap sıcak yemek, bir sıcak yatak.. size hiç dert olmam, ne olur” diye yalvarmış adam.. “peki” demiş, ihtiyar çinli.. “bu lafını unutma.. güzel torunuma askıntı olursan, çin’in en korkunç üç işkencesini sana uygularım..” güzel torun da akşam yemeğine katılmış. dünyalar güzeli bir kız. o da doğduğundan beri dedesi ile yalnız. erkek yüzü görmemiş. adamın da karnı doydukça içinde kıpırdanmalar başlamış. gizli gizli bakışlar,vaatlerle geçmiş yemek. yemekten sonra herkes odasına çekilince, adamın tavan arasındaki odasının kapısı açılmış, bir çin ipeği tül gecelik içinde huri torun adamın önce odasına, sonra yatağına süzülmüş.. adam kıza sarılırken “böyle bir gece üç değil, bin işkenceye değer” demiş içinden. sabaha kadar muhteşem bir gece geçirmişler birlikte.

gün ışırken kız odasına dönmüş, adam tüm yorgunluğu ile derin uykulara dalmış. öğleye doğru bir uyanmış ki, göğsünün üzerinde müthiş bir ağırlık.. birde ne görsün, üzerinde tam 50 kiloluk bir kaya parçası var. kayanın üzerinde de bir yazı:

“birinci çin işkencesi.. göğüs üzerinde 50 kiloluk kaya..”

“bunun nesi işkence” demiş adam içinden.. kayayı kucaklamış, pencerenin önüne gelmiş, aşağı fırlatmış. tam o anda da, kayanın dibindeki ikinci yazıyı okumuş:

“ikinci çin işkencesi.. sağ testisin kayaya bağlı..”

aşağı uçan kayayı yakalamasına imkan yok ya.. adam kendisini de fırlatmış kayanın ardından, hayatı pahasına teşkilatı kurtarmak için.. ikinci kattaki ihtiyarın odasının önünden düşerken, camda üçüncü yazıyı okumuş:

“üçüncü çin işkencesi.. sol testisin karyolaya bağlı!..”

Hocam

bir adam bir gün bir petshopa giriyo kendisine en yakın duran papağanı gösterek

-pardon bunun fiyatı nedir diyor
-10000$ efendim

-neden bu kadar pahalı peki
-efendim o 300 tane kelime biliyor

biraz uzaktaki papağanı işaret ederek

-peki bunun fiyatı nedir
-20000$ efendim

-peki bu neden pahalı
-o aynı kelimeleri hem ingilizce hem türkçe söylüyor

onun yanındaki papağanı göstererek

-bunun fiyatı nedir
-30000$ efendim buda kelimeleri her dilde söylüyor

adam biraz daha bakındıktan sonra dükkanın yüksek bir yerinde asılı olan papağanı görüyor ve soruyor

-bunun fiyatı nedir
-100000$ efendim
-bunun özelliği nedir
-valla bu pek konuşmuyo ama ordaki 3 papağan buna “hocam” diyorlar

Bulaşmayın

Bir ilkokulda öğretmen çocuklara evde ders alınabilecek bir hikaye yazmalarını istemiş, ertesi gün sınıfta okuyacaklarını söylemiş. Ertesi gün çocuklar hikayelerini anlatmaya başlamış. İlk sırada küçük Ecrin varmış. Başlamış anlatmaya:

Bizim çiftliğimiz var. Bir gün babamla yumurtaları topladık, bir sepete koyduk. Arabayla giderken bir tümsekten geçtik, sepet devrildi ve yumurtaların hepsi kırıldı.” Öğretmen – Güzeel. Peki bu hikayeden alınacak ders nedir?

– Bütün yumurtaları aynı sepete koyma.

– Aferim çok güzel. Nisa sıra sende.

Küçük Nisa tahtaya kalkmış ve anlatmaya başlamış:

– Bizim de bir çiftliğimiz var. Babam yumurtalardan civciv çıkması için onları kuluçka makinesine koyar, geçen hafta 12 yumurta koydu. 12 civcivi olacağını sanıyordu, ama sadece 8’inden civciv çıktı.

– Eveeet. Peki burdan alınacak ders nedir?

– Tavuktan çıkmamış yumurtaları sayma

– Aferim bu da çok güzel. Hüseyin, sıra sende

Küçük Hüseyin tahtaya kalkmış ve anlatmaya başlamış:

– Şevket amcam askerdeyken helikopterle göreve gidiyorlarmış ve helikopter vurulmuş. Amcam helikopter düşmeden elinde bir makinalı tüfek, bir kasatura ve bir şişe bira ile atlamayı başarmış. Paraşütüyle yere inerken yolda birayı içip bitirmiş. İnince mermisi bitene kadar makinalı tüfeğiyle 70 kişiyi haklamış. Sonra kasatura kırılana dek onunla 20 kişiyi halletmiş. Sonra da son 10 kişiyi de silahsız bitirmiş.

– Böyle korkunç bir hikayeden alınacak ne ders olabilir?

– İçerken Şevket Amcama bulaşmayın…

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER