SEN BİREY OLDUĞUN İÇİN DEĞİL İYİ BİR ÇALIŞAN OLDUĞUN İÇİN İŞİN DEVAM ETTİĞİ SÜRECE DEĞERLİSİN

Bu gün size insan ırkına ait olmadığımı iddia edeceğim bir yazı dizisine başladığımı duyuyor ve çoğunuzun dinlemeye dâhi tahammül edemediği yaşadıklarımı birazcık (tamam çok birazcık) anlatmak istiyorum.

SİMİN USTA siminayse@gmail.com

Merhaba ben geveze,

Bu gün size insan ırkına ait olmadığımı iddia edeceğim bir yazı dizisine başladığımı duyuyor ve çoğunuzun dinlemeye dâhi tahammül edemediği yaşadıklarımı birazcık (tamam çok birazcık) anlatmak istiyorum.

Bu serinin ilk patlayanı yazımın sonunda netleştiği için başlığını şimdi koyabildiğim;

SEN BİREY OLDUĞUN İÇİN DEĞİL İYİ BİR ÇALIŞAN OLDUĞUN İÇİN İŞİN DEVAM ETTİĞİ SÜRECE DEĞERLİSİN

Çok konuştum çünkü susmayan bir beynim var ve neden bilmiyorum ama zihnimden geçen her şeyi tartmaya dahi gerek duymadan dile getiren bir çenem…

Bir de toplumsal değer, etik ve ahlaki tüm benimsenmiş, öğretilmiş, dayatılanların dışında kalmayı başarmış bir zihnim, bağımsız belki de başıboş yetişmenin bana verdiği öznelliğe dayanarak bir nevi uzaylı oldum. Öyle ki insanlar beni genelde ‘’tuhaf’’ ya da ‘’değişik’’ olarak tanımladı.

İnsanlığın gerçekten ne olduğunu anladığımda, gerçek hayatla tanışma sürecine girdiğimde ve insan ırkını gözlemlemeye başladığımda normlarımızın, doğrularımızın, insani olarak sanki tüm Dünyaya eklenmiş özelliklerin bende mevcut olmadığını, kendime ait bambaşka bir Dünyam olduğunu ve içine sıkışmış olduğumuz bu 7. Sınıf evrenin , ‘’insanlar böyledir’’ kavramlarına ayak uyduramadığımı keşfettim.

Ben 33 yaşındayım ve sanırım doğumunuzla birlikte sizlere eklenmiş ama bende es geçilmiş bir kavramın varlığını öğrendim ki insanlığın özü bu ‘’ benim bu işten karım ne olacak? ’tır. Her insanın önce kendi çıkarlarını gözetmesi gerektiğini ve en ufak şeylerden, hayati kararlara kadar bu soruyu zihnin otomatikleştirilmiş biçimde sorguladığını, bana ise bu soruyu sorarak hareket etmediğim için yaşadığım yıkımları gözlemleyen bir insanın tokat gibi yüzüme bu soruyu çarpmasıyla dank etti. Uygulayabiliyor musun derseniz hala hayır.

Bazılarınıza bir nevi şizofrenik sancılar gibi gelebilir ama ben kendimi sanki başka bir gezegene aitmişim de orda sanki bir halt yemişim yine ceza diye al bak böyle bir ırk var gir hadi bakalım içlerinde bir süre yaşa da aklın başına gelsin diye gönderilmiş gibi hissediyorum.

Bir gün diliyorum ki gerçek ait olduğum ırk beni tamam tatlım geçtiii bu sadece bir cezaydı deyip alırlar keza insan olmayı reddediyorum. Reddetmeyi bırakın zaten uyum sağlayamıyorum ki.

Ben mesela kendimi tanımadığımı da 30 yaşında anladım çünkü hep çevremde insan ırkının sosyal yapısı gereği bir insan vardı. Ergenliğinden beri aileden uzak büyümek durumunda kalmış bir birey olarak ben hep yanımdaki insan mutlu olursa mutlu olurum diye düşündüm ve o an çevremde eş, dost, arkadaş, patron, partner artık kim varsa onun hayallerini gerçekleştirmeye, onu mutlu etmeye adadım, sanırım nedeni sevgi yoksunluğuydu.

30 yaşımda hayatımda ilk defa para kazanmak zorunda olduğumu öğrendim. İnsanlar için paranın nasıl bir kavram olduğunu öğrendiğimde yaşadığım şoku şöyle özetleyebilirim; elimde bana bırakılmış mirastan geriye sadece 40 TL kalmıştı. Çalınan para, pul, araba, boşaltılan kartlar falan da neyse en son evim dediğim yerden borsada işletmekte olduğum ve hayatımı idame ettirebileceğim son param olan sisteme komple gömdüğüm çünkü toplam kasa dediğim tutarın üzerinden % ile yaptığım işime ait tanımlı telefon, tablet ve bilgisayarlarım çalındı. Hayattaki tek ailem diyebildiğim varlığın (kızım Chihuahua cinsi Cookie 11 yaşında şu an) parça parça tüyleri dökülüyordu, veterinere gidecek paramız yoktu. Sağ olsun rehabilitasyon merkezinden sokak hayvanları için danıştığım, görüştüğüm bir veteriner kızımı muayene etti ve bizim hypoalerjenic mamaya başlamamız gerektiğini öğrendim. Çıktığımız gibi oh bir mama ile yırttık Allahtan diye var olan rahatlamam bir arama motorunda veterinerimizin önerdiği markalarda mamaları aratmam ve en ucuzunun hiç rakamı unutmam 847 TL olması ile Dünyam başıma yıkıldı. Cebimde olan 40 TL ile eve giderken harcamam gereken 847 TL olması gerektiğini anladığım an ne yapacağımı bilemedim. Çünkü yıllarca ailesizliğin verdiği eksiklikle arkadaşlarıma yaptığım maddi manevi yatırımların ben açım desem bana 50 TL gönderecek belki 10 kişi yoktu ve bırakın kendim için benim için evlat ama dışardan sadece bir köpek olarak tanımlanan Cookieye verilme ihtimali yoktu. Evime girip o son borsadaki paramı cihazlar için çalan çocuk sırf onları da değil o zamanlar da dahi çok eski sayılacak ve maddi değeri aslında üç kuruşu bulmayan bir telefonu da çalmıştı benden ki o benim yıllarca ayrı bırakıldığım ve onu tanımama tek fırsatım olacak olan babamın telefonuydu.

Benim ise o çocuğu evim dediğim yere almam hatta o eve sahip olma nedenim bile o çocuğun kötüye giden hayatına etki edip, onu toparlayabilmekti niyetim. Bir insani iyileştirebilirseniz sanki kelebek etkisi ile Dünya iyileşir sanıyordum ama ırk zaten komple menfaatperestmiş.

Tabi herkes bu denli vicdanından yozlaşmış değil en azından birçoğunuzun yok artık, ben bunu yapmam yani dediğini duyar gibiyim. O çocuğun hayatını neden güzelleştirmeye çalıştığımı düşündüm sonra, benim yine sevgi yoksunluğum ortalığı ele almıştı anlaşılan bedeli bu sefer de bu oldu dedim.

Bu süreç beni çocuk gibi kalbi olan bir adamla tanıştırdı, sevgili patronum ki hala Dünyanın en temiz kalabilmiş insanlarından biri olduğunu düşünüyorum, bana üçüncü gün maaşımın dörtte birini çıkartıp avans olarak vermek istedi. Çok şaşırdım başta henüz o parayı hak edecek kadar dahi çalışmamıştım. Sonra karşımdaki profili incelemeye başladım ve bu yaşına kadar sadece ailesi ile küçük bir doğu şehrinde çok büyük paralar kazanarak, dolaysıyla paranın nasıl küçük hesaplarla birbirinden alınmaya çalışıldığını benden de fazla bilmeyen bir adam gördüm. Adım Ortaköy’ün delisine çıktı çünkü kapısında ben sırf restorasyonuna bilmem kaç milyon harcadım bu otelin araç park ettirmem önüne otopark gibi, misafirler gelirken valizlerini dahi geçiremez bunların arasından diye isyan eden adam aslında çevredeki avcı potansiyeli olan esnafın ilk hedefi olmuştu ve farkında değildi. Bunu duyan başta bir kuru temizleme gelip senin otelin işlerini ben alayım demiş, bizimki de sanki t-shirt gönderiyor ya üç ay boyunca kardeşim tamam biz bunu sana verdik ama bedeli nedir? Sonuçta 10 tane otel odası, her giriş çıkışta bir ton nevresim, yastık kılıfı, havlu vs. vs. yıkanıyor ve bu sürekli devam edecek bir süreç dememiş vermiş. Geldiğimde ben bu otele emek harcayacaksam nereye ne gidiyor, ben kar ettirmeye çalışıyorum ama başka yerden belki de zarardayız bilmek isterim diye diretip fiyat listesi istedim. Bir çalışan olarak beni geçiştirdiler. Patronumdan rica ettim hallederiz ya deyip gönderdiler. Tekrar gönderdim ve ay sonunda bakarız ya deyip yollamışlar. Keza en son kuru temizlemeci patronumu arayıp siz bu kadınla çalışmaya devam edecekseniz ben sizinle çalışmıyorum diyerek yolma faslının sonuna geldiğini anlamış olduğunu bizimkine de belirtti. Yan sokağında ofisi dahi olamayan bir adam ise reklamcı olarak kendisini tanıtıp tabela, tanıtım gibi işleri kendi söylediği rakamlara istinaden çok indirimli şekilde 10 gün içerisinde teslimat sözleşmesiyle bir hizmet sunuyordu bizimkine.  Bunu ona zaten yeterince masraf yapmışsınız diyerek de desteklediği için inanıp internette aynı tabela satış fiyatının on katını önden alıp çevresinde bulunan tüm eş, dost, akraba ben az beş işletmeye daha götürüp onların da işlerini aldırmış haldeydi. Aradan geçen 1,5 ayın sonunda otelin daha bir tabelası dahi yoktu ancak onu sıkıştıran ve bizimkinin götürdüğü yerlere ufak tefekte olsa bir şeyler yapılmaya başlanmıştı bile. Korumam lazımdı işte onu tüm bu kötü insanlardan çünkü ben en azından internetten fiyat bakmayı öğrenecek kadar insanlaşmak zorunda kalmıştım. Adımın deliye çıkması bu ve bunun gibi bir sürü olayla git gide yayılırken bana hakkım olmadan verilmiş olan o avans; beni o insana 2 yıl yeri geldi günde 20 saat çalışıp, önce onun menfaatlerini düşündürmeye, kendi maaşımı dahi ödemesi olduğunu bildiğim için ki bahsettiği ödemelere bana ödenen maaşın sinek ısırığı kadar yansımayacağını bilmediğim için benim şu an ihtiyacım olan atıyorum 500 TL gerisi sizde dursun, ben sizden ihtiyacım oldukça isterim diyerek 2 yıl emek harcamama neden oldu. Sonra sonra o ödemelerin (bu arada rakamlar tamamen afaki) benim aldığım maaş 5000 TL iken evde 500 liralık elektrik faturamı ödemeyemediğim için kaçak elektrik bağlama cezalarını araştırmamı bölüp bana 500.000 TL lik ödemesi olduğunu çünkü yeni bir otel daha açmak için bir mülk aldığını ve 750.000 TL’yi arkadaşlarına bir kâğıt dahi imzalatma gereği duymadan dağıtıp geri toplayamadığı için dert yanmasıyla bölerken anladım. Ne kadar güzel dertleriniz var sizin diye isyan ettim sonunda, meğer benim 6 ay ki 24 saat tek başıma online destek hizmeti sağlayarak yeri geldiğinde üç gün gece gündüz mesaisini tek başına yürütüp ek mesai ücreti dahi talep etmediğim, ilk bir buçuk ay bir gün dahi izin kullanmadan, kendi görev ve sorumluluklarım dışında da elimden gelen her türlü işini yaptığım, kadın erkek işi demeden bilmediğimi de öğrenip hep daha fazla kara nasıl geçirebilirim diye düşündüğüm patronum anlatıyordu. Ben o yaşadığım telefon, tablet vs. çalınma olayı öncesinde de o kadar çok şey kaptırmıştım ki insanlara ve ilk defa bir insan bana bir şey gözetmeksizin destek olmuştu ben o yüzden işkolik oldum. Bana birisi sonunda benim bildiğim tarz bir insanlık hareketi sergilemişti ve ben değerliydim sanıyordum, o hep oluşturmaya çalıştığım zihnimdeki ailemde yeni bir de baba kaybıyla o profile yakınlaşmış birisi vardı. Olayın size seyrini anlatayım konu da nerden nerelere geldi yine ama olsun, ben bu adamın oteli (10 odalı İstanbul Ortaköy’de bir butik otel) 3 odası 4 odası zor doluyorken, ayağında tuvalet terliği gibi plastik terliklerle otelinden çıkıp sahildeki kumpircilerine ya da inşaatına kontrollere gitmeye çalıştığı halinden bir marka yarattım. Ve o aman şu kız satana kadar idare etsin bari zararı kurtaralım, bilmediğimiz işe de girdik işte olacağı buydu dediği yerden bir X bey olarak çıkmanın yanı sıra ikinci otelini açtı. Onun için de canla başla hatta emeğimin sömürüldüğü gözüme sokulana kadar beş kuruş fazla maaş dahi talep etmeden çalışıyordum çünkü onun alacağı yeni bir binası ve tadilatını tamamlayıp otellerimiz sürekli dolu olduğu için kapıdan çevirmek zorunda kaldığı misafirlerini ağırlayabileceği günlük kiralık evlerini yaptırmasına neden olacaktı. Bu sırada ona bir de içindeki masumiyete inandığım ve insanlığına güvendiğim için aslında çok utanarak söylüyorum ki bir sömürü sistemi kurdum inanamazsınız. İnsanlara asgari ücret verip, günde 12 saat çalıştırıp, bir paket sigara dahi alamayacağınız bir rakama yemek ücretimiz de var deyip aramıza katıldığında gördüğü aile birliği gibi yansıyan sevgi çemberiyle sundum. Ben bu sistemi hazırlarken kendisine bakın biz bunu böyle yapıyoruz ama atıyorum bu adamın bizden alması gereken rakam 8000 asgari ücret 5000, biz bu adama ay sonunda 2500 TL de bize özverili yaklaşımın, işini sahiplenmen falan diyerek hak değil de ödül gibi verelim ki işini de bizi de iyice sahiplensin idi ama hiç öyle olmadı. Bir süre sonra benim markalaşan patronum ki ona patron dememin nedeni dahi hiç patronlukla alakası olmayan insani yapısında bir nebze olsun kendisini patron gibi hissetmesini sağlayan ve aramızda espri kaynağı olan bir sıfatken bildiğiniz bir patron oldu ve kurulabilecek en adice kurduğum kapitalist düzen sisteminin insani yanlarını da sırf üç kuruş fazla kazanacak diye insan sömürüsüne, emek hırsızlığına çevirerek büyümesini daha da hızlandırdı. Ancak o büyüdükçe insanlığı daha da küçüldü ve bu sefer personel benim karşımda oturup (12 saat çalışan personel sigara molasında) oturup(!) onun karşısında sigara yakabildiği için bakın Simin hanım hadi neyse size alıştık da bu nedir diye beni insanları uyarmaya zorlayan haliyle burun buruna bıraktı. Cebinde parası olmadığı için değil i içerde parası dursun ki gitmek isterse çat diye işi bırakamasın diyerek ay sonunda maaşlarını eksik alan, parça parça alan ki zaten hak ettiğinin çok altına çalışıp çokça da fazla çalıştırılan personeli ise idare etmek ve yönetmek bana kaldı.  Bunu da içime sinmese de layıkıyla başararak otel fiyatlarını Ortaköy’ün en dibinden olması gerekenlere ve zaman zaman daha üstüne taşımayı başardığım için sonunda istediği satış teklifi geldi ve 2 yıllık emeğim, yine otelcilikten zerre anlamayan üç z kuşağı ünlüsü rapçi varoşa 10 yıllığına kiraya verildi. Ailem dediğim patronum şu an işsizim sizin yeni otel de açılmıyormuş ruhsat alamamışsınız dediğimde artık bana sadece emojiler gönderiyor.

Sanırım karamsar bir yazı oldu ama buna dair bir yazı dizisi de yolda. Çünkü ben diğer yaşadıklarımı da okuduğunuzda anlayacaksınız hala insanlardan sevgi bekleyen bir hayalperestliğin yanı sıra menfaat olayını hala oturtamamış bir türüm ve gerçekten insan ırkına ait değilim…

Tüm yazılarını göster