PANDEMİ DE MİSYONERLİK FAALİYETLERİ…

Dâvâya, giden yollar engel tanımaz. Ama nedense bu İslam dışı faaliyet olunca, hoşgörü kanatları altına alınarak, görülse de, duyulsa da hiçbir uyarıcı yaklaşım yapılmamaktadır. 

Eğer bu durum İslam faaliyetleri olsaydı, bunun adı terörist, ayrımcılık, fitnecilik ve kötü niyet çalışmaları olarak adlandırılırdı. Bir türlü hala temizleyemediğimiz, algı kirliliği hep hak olan İslam’ın karşısında bir perde olma yolundadır.

3 şubat Perşembe 2021 günü, Kübra kardeşimiz tarafından, bizzat kendinin başına gelmiş olan olayı anlatması beni derinden etkiledi. Burada sizlerle de bu olayı paylaşmak istedim.

__Kübra kardeşimiz, Üsküdar meydan camii şerifin orada otururken, yanına yabancı iki genç kız gelir. Birisi Filipinli diğeri Koreli. Kübra’ya Türk müsün? diye sorarlar. İngilizce bilip bilmediğini de öğrenirler. Bize Türkçe öğretir misin? diye sorduklarında,  bizim yardım sever Kübra’mız sevecen bir lisanla, tabii neden olmasın diyerek tebessüm eder. Kübra ise onlara, neden Türkiye’ye geldiklerini sorar. Çalışmaya geldik derler. Aralarında, havadan, sudan sıcak bir sohbet oluşur. Biraz zaman geçer, Kübra kardeşimize, biz aslında biraz Türkçe biliyoruz. Konuşalım istersen derler ve başlarlar o zehirli fikirlerini açığa çıkarmaya.

__Bir sürü peygamber var ama, İsa Mesih tek peygamber, biz ona iman ediyoruz. Onu çarmıha gerdiler orada öldü ama tekrar dirildi. Bizi cennete götürecek. Diyerek başlarlar anlatmaya…

Bizim Kübra’mızda, İslami bilgilere yeterince vâkıf bir genç kardeşimiz. Onlara duymaktan pek hoşlanmayacakları cevabı verir.

__Tabii o sizin görüşünüz. Bir sürü peygamber var ama en son peygamber Hz. Muhammed (aleyhisselam) ben de ona inanıyorum. İsa (aleyhisselam)’a da inanıyorum. Ama sizin inandığınız gibi değil. Bu şekilde konuşurlar ve herkes kendi yoluna gider..

İşte görüldüğü gibi, virüsün bile engelleyemediği misyonerlik çalışması. Benim İstanbul’um da, benim kardeşime, hak olmayan bir davaya davet. Yıllardır bu çalışmalarla kim bilir hangi güzel kardeşlerimizi kaybettik. Tabii bu bizim ayrı bir yaramız, ayrı bir hüznümüz.

Kübra  kardeşimiz gibi, dini bilgilere sahip olan, İslami sevgisini yüreğine koyan, gençlerimiz elbette bu gibi hak olmayan bir davete karşı kendi dinini savuna bilir ve hak etikleri cevapları verebilir.  Anne ve babalara ne kadar iş düşüyor bunun cevabını siz verebilirsiniz.

Çünkü insan, inandığı dini en başından en sonuna kadar bilmeli değil midir? Sadece ben Allah’a inanıyorum müslümanım demekle iş biter mi? Bu denli inancımıza ve dinimize karşıt çalışmaların olduğu güzel Türkiye’mizde  parlak kalpli gençlerimiz, nasıl inancını savunabilir?

Tabii ki bunların tek çaresi İslam dinimizi çok iyi bilmek. İslam tarihimizden başlayabiliriz. Kur’an ve hadis ışığında dini vazife ve görevlerimizi öğrenebiliriz. Esma’ül hüsna’dan Rabbimizi tanıyabilir, nasıl bir Allah’a inandığımızı biliriz. Peygamber efendmizin(aleyhisselam) hayatını okuyarak, eşsiz bir önder olduğunu anlar, ahlakına, insanlığına hayran kalabiliriz.

Oturduğumuz yerden, kulaktan dolma bilgiler ve söylentiler, kirli bilgi savaşlarıyla ve film senaryolarıyla anlamamız ve kavramamız mümkün değil. Sadece yanlış bir algıya kapılır, kendimizi baş kaldıran, yanlış anlayan ve saldıran kesimin içinde bulabiliriz.

Bu konuda duyarlı olalım. Kendimizi ve evlatlarımızı bu gibi misyonerlik faaliyetlerine karşı koruyup kollayalım. Rabbimizin sevgisine, şefkatine, affına, merhametine şahit olalım.

Sevgi, saygı ve huzurda kalın…

 

Yorumlar