Terk Edilirseniz İyi Fikir !

Terk Edilirseniz İyi Fikir !

Terk Edilirseniz İyi Fikir !

Askerliğini yapmakta olan John bir gün sevgilisinden bir mektup alır.

Sevgilisi artık ondan ayrıldığını bildirmekte ve fotoğrafını geri göndermesini istemektedir.

John çok kızar. Arkadaşlarından eski kız arkadaşlarının fotoğraflarını

toplar.
Hepsini paket yapar ve sevgilisine gönderir.

Pakete birde not iliştirir;

” Kusura bakma, hangisi olduğunu çıkaramadım. Lütfen kendi fotoğrafını al ve kalanını geri gönder!”

bir gs’li, bir fener´li ve bjk´li

bir gs’li, bir fener´li ve bjk´li arabistan’da yasak olmasına rağmen bir otelde içki içerken yakalanırlar…

mahkemeye çıkarılırlar…

karar idam…

itiraz ederler ve karar ömür boyu hapis cezasına çevrilir. ama o gün, bayrama denk geldiği için prens hazretleri cezayı kaldırıp hepsine 20 kırbaç ceza verir.

bizimkileri sempatik bulduğu için de bir kıyak daha yapıp herkese cezasını hafifletmek için bir istek hakki tanır.

bjk li:

-“sırtıma bir yastık bağlayın” der.

10 kırbaçtan sonra yastık paramparça olur ve pek fayda etmez.

uyanık galatasaraylı bunu görünce:

– “sırtıma iki yastık bağlayın” der. ama iki yastık bile 10 kırbaca dayanmaz.

sıra fenerbahçeli’ye gelince prens hazretleri:

– “bak fenerbahçeli sana acıdım. bu sene hakemlerden çok çektiniz. bu yüzden sana iki istek hakki veriyorum”

peki der fenerbahçeli:

– “o zaman bana 40 kırbaç vurulsun”. herkes şaşkına döner.

prens hazretleri:

– “peki ikinci isteğin nedir?” diye sorar…

fenerbahçeli pis pis sırıtarak:

– “galatasaraylı’yı sırtıma bağlayın

Bahane

Sürücü dikiz aynasında kendisini izleyen polis aracını görünce,  kaçabileceğini düşünerek gaza dokunur.

Ancak polisi atlamayacağını  anlayınca pes ederek kenara çeker.

Polis arabadan çıkıp sürücünün yanına gelir ve sorar:
-Arkadaş, bugün oldukça yoruldum. Mantıklı bir mazeretin varsa seni bırakacağım.

Sürücü düşünür ve yanıtlar:
-Karım geçen ay beni bir polis için terk etti. Aynadan polis aracını  gürünce, kaçtığı polis onu geri getiriyor sandım.

-Pekâlâ, gidebilirsin.

Amerikalı Bilim Adamı

Karadenizliler, bir konferans düzenlerler.

Bu konferansa konuşmacı olarak unlu bir Amerikalı bilim adamı da davet edilir. Amerikalı konuk, bir hafta erken gelir, hem tatil yapar hem de Türkleri yakından tanıma fırsatı bulur.

Karadenizliler ile Amerikalı bilim adamı hemen her konuda anlaşırlar, uyum içinde konferans biter.

Ayrılık günü gelir, Karadenizlileri alır bir düşünce.

Biz bu değerli bilim adamına ne alalım? Aralarında toplanırlar, başkan konunun önemini vurgulamak için der ki:

`Biz bu Türk dostu, değerli bilim adamına nasıl bir hediye alalım ki bizi unutmasın? Hem kullanışlı bir şey olsun, hem her eline aldığında bizi hatırlasın?`

Salonda kısa bir sessizlik olur, arka sıralardan

Temel elini kaldirir: `Sünnet ettirelim!!!

Anne Babaların Saçları Bundan Beyazlıyor…

Büyük şirketlerden birinin patronu, bilgisayar sistemleriyle ilgili  önemli bir arızanın acilen giderilmesi için bilgisayar mühendislerinden  birinin evine telefon eder.

Karşı taraftan fısıldayan bir cocuk sesi:

– “Alo” der.Patron sorar:

– “Baban evde mi? Çocuk fısıldayarak cevap verir:

– “Evet”.Patron sorar:

– “Onunla konuşabilir miyim?” Çocuk fısıldayarak cevap verir:

– “Hayır”.Patron şaşırarak:

– “Peki annen evde mi?”. Çocuk fısıldayarak:

– “Evet”.Patron:

– “Peki onunla konuşabilir miyim?”. Çocuk yine fısıldayarak:

– “Hayır”.Patron şaşkın:

– “Orada başka kimse var mı?”

– “Evet” der çocuk fısıldayarak.

– “Bir polis memuru var”. Mühendislerinden birinin evinde polisin ne işi olduğuna anlam veremeyen adam sorar:

– “Memur beyle konuşabilir miyim?”

– “Hayır” der ufaklık, şu anda meşgul”. İyice meraklanan patron:

– “Neyle meşgul?” Çocuk fısıldayarak cevaplar:

– ” Annem, babam ve itfaiyeci amcalarla konuşuyor”

Meraklanan ve endişelenen patron, telefondan gittikce artan bir gürültü duyar:

– “Bu ses de ne?..” diye sorar.

– “Helikopter” der çocuk, hala fısıldayarak. Panikleyen patron:

– “Neler oluyor orada” diye sorar. Çocuk hala fısıldayarak:

– “Arama kurtarma timi geldi”. Patron endişeli ve neler olduğunu bilememenin kızgınlığı içinde:

– “İyi de neyi arıyorlar…?”. Küçük çocuk hala fısıldayarak ve kıkırdayarak cevap verir…

– “BENİ…”

Çin’li Bayan

Bir ingiliz bir Çin li bayan ile evlenir ve Londra’ya yerleşir.

Çin li kadın ingilizce konusunda oldukça zayıftır.Tarzanca da olsa  eşi ile anlaşabilmektedir.

Sorun kadın alişverişe yalnız çıktığında ayyuka çıkmaktadır. Yine bir gün bayan kasaba domuz butu almaya gider.

Ama  bir türlü derdini anlatamaz en sonunda eteğini  sıyırarak kendi poposunu gösterir ve kasap bayanın ne anlatmak istediğini  kavrayarak bayana istediini verir.

Ertesi gün bu kez kasaba tavuk göğsü almaya gider ve bu kez de  gömleğinin düğmelerini açarak göğüslerini  gösterir ve istediğini alır.

Üçüncü gün bu Çin’li bayan sosis almak ister  ve yanına kocasını alarak kasaba gider…

Ne mi olur?… aşağıya bakın:

..

..

..

..

..

..

..

..

..

..

..

: ))) ohoooooooo aklınızda hep fesat şeyler var. Unuttunuz galiba

Çin li olan

bayandı kocası ingilizce

konuşabiliyor.

İmam

Küçük bir köyde imamlık yapan Ahmet ezanın okunmasıyla namazı kıldırmak üzere caminin yolunu tutar.

Yine her zamanki gibi dualarını,ayetlerini okumaya başlar.Ortalık sessiz,herkes Allah aşkıyla duasını ederken Ahmet kendini tutamaz ve yellenir.

Herkes kahkalarla gülmeye başlar.Atılan kahkalar bütün köye yayılmıştır.Ahmet ne yapacağını bilemez.

Utancından yerin dibinde yer olsa oraya da girecek.İnsan içine çıkamıyor.En sonunda tayin istemekten başka bir çözüm yolu bulamaz.

Aradan uzun seneler geçer.Ahmet içindeki köy özlemini yenemeyerek kendi kendine :
-“Olayı ben bile hatırlamıyorum köydekiler de unutmuştur”
der ve kendini köyün yolunda buluverir.

Köye vardığında bir çocukla karşılaşır onunla koyu bir muhabbete dalarlar.

İmam:
– “Sen kaç yaşındasın evladım?”

Çocuk:
– “İmam yellendiğinde 3 yaşımdaymışım…”

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER