Soğan

Soğan

Soğan

Köyün birinde bir ağa varmış.. Bir gün ağa yumurtalıklardan rahatsızlanmış, doktora gitmiş. Doktor ameliyat etmiş ağayı, çıkarmış yumurtalığı kenara koymuş, temizlemiş iltihabı.Neyse kenarda duran yumurtayı kedi kapmış,doktor tırsmış.
Tabii hemen gitmiş bir soğan almış cücüğü çıkarmış yumurtanın,yerine koymuş kapatmış.Ağayı taburcu etmiş.Aradan on yıl geçmiş doktorun yolu düşmüş köye arabası arıza yapınca köye gitmek zorunda kalmış.

Demiş ki kendi kendine: “nasıl olsa ağa ölmüştür..”
Girmiş kahveye oradan biri:
” OOooO doktorum gel hele gel ya beni iyi güzel ameliyat ettin eline koluna sağlık,yalnız anlamadığım bir şey var,kime versem gözünden yaş geliyor..”

BONUS FIKRA

Kapitalizmin iç yüzü

Bir zamanlar köyün birine bir adam gelmiş ve tanesi 10$ ‘dan maymun alacağını söylemiş. Köyde çok maymun olduğu için köylüler sevinçle ormana koşup maymunları yakalamaya başlamışlar.

Adam, binlerce maymunu 10$ dan satın alınca ortalıkta maymunlar azalmış, yakalaması zorlaşmış.

Köylüler tam maymun yakalamaktan vazgeçecekken adam tanesine 20$ vereceğini söylemiş. Tekrar heveslenen köylüler tekrar maymunları yakalamaya başlamışlar.

Bir süre sonra da fiyatı 25$ a çıkarmış. ancak bırak yakalamayı, maymuna rastlamak bile çok zorlaşmış.

Bunun üzerine adam fiyatı 50$ a çıkardığını, ancak kendisinin işi olduğu için şehre gitmesi gerektiğini, yardımcısının onun yerine alım yapacağını söylemiş.

O yokken yardımcısı köylülere demiş ki; şu büyük kafesteki maymunlar var ya ben onların tamamını size tanesi 35$ dan satayım, siz de adam gelince ona 50$ dan satarsınız.

Köylüler bütün birikimlerini bir araya toplayarak bütün maymunları satın almışlar. Sonra ne adamı nede yardımcısını bir daha gören olmamış.

1 milyar insanın susuz

2 milyar insanın elektriksiz

3 milyar insanın aç yaşadığı kapitalist bir dünyada, Kapitalizmin iç yüzünü anlatan, bu hastalığa konulmuş basit bir teşhis, basit bir fıkradır

Temel ve Acemi Avcılar

Dört kişilik avcı gurubu, tecrübeli avcı Temel’in önderliğinde ormanda ilerlemektedirler. Karşılarına küçük bir delik çıkar.

Temel:

– Yatın yere, tavsan deliği !

Bütün avcılar yere yatarlar. Gercekten bir muddet sonra delikten tavşan çıkar. Avcılar hemen vururlar. Tekrar yürümeye başlarlar. Bir süre sonra büyükçe bir delik çıkar karşılarına.

Temel: Yatın yere, tilki deliği!

Yatarlar. Biraz sonra tilki çıkar. Onu da vururlar. Tekrar yola düşerler. Bu defa daha büyük bir delik çıkar.

Temel:

-Yatın yere, ayı ini !

Yere yatarlar ve çıkan ayıyı vururlar. iyice keyiflenen avcılar yürümeye devam ederler. Kısa bir zaman sonra kocaman bir deliğin başında dururlar. Acemiler hep birden Temel’e bakar.

Temel:

– Uşaklar ne çıkacağını bilmiyorum. Ama Yatın yere, ne çıkarsa bahtımıza ! Ertesi gün gazetelerde manşet:

Dört avcı tren altında can verdi…

Talihsiz Joe

Joe, çok çapkın bir adamdır. Ancak yaşlandıkça bu meziyeti dayanılmaz bir baş ağrısı yüzünden durmuştur.

Sağlığı ve aşk hayatı çekilmez bir hal aldığında tıbbı bir yardıma ihtiyacı olduğunu fark eder.

Kapı kapı, doktor doktor gezdikten sonra problemini çözebilecek bir uzman hekim bulur kendine;

– Size bir iyi bir de kötü bir haberim var, der doktor.

– Doktor önce iyi haberi duymak istiyorum.

– Sizi baş ağrılarınızdan kurtarabilirim.

– Peki kötü haber nedir doktor bey?

– Çok nadir görülen bir durum. Söylemesi zor ama hadım edilmeniz gerekiyor. Cinsel organınız, omurganızın alt kısmına baskı yapıyor ve bu baskı sizde dayanılmaz, bir baş ağrısı yaratıyor. Bu baskıdan kurtulmanın tek yolu erkeklik organınızı bir operasyon ile almak.

Joe bu haber karşısında şok olur ve morali çok bozulur. Kendi kendine sorar;

– Ne yapsam acaba. Erkeklik organım alınırsa ben nasıl yaşarım. Kimin için yaşarım. El içine nasıl çıkarım!

Cevap vermek için fazla düşünmez ve başka bir şansı olmadığı için bıçak altına yatmaya karar verir. Hastaneden taburcu olduğunda;

– Oh be! Dünya varmış. Kurtuldum şu lanet ağrıdan, diye derin bir nefes alır, ancak üstünde önemli bir parçasının eksik olduğunu hisseder. Caddede yürürken farklı bir kişi olduğunu sezinler. Yeni bir başlangıç yapmaya ve yeni bir hayata başlamaya karar verir.

Bir erkek giyim mağazasının önünden geçerken vitrinde duran bir takım elbiseye takılır gözleri.

– İşte tam aradığım takım elbise! der ve dükkana girer.

Tezgahtara;

– Yeni bir takım elbise istiyorum, der.

Tezgahtar Joe’yu söyle tepeden tırnağa bir süzer ve;

– Bir bakalım. 44 beden! der.

Joe gülerek;

– Kesinlikle doğru, nerden anladınız?

– Bu benim işim.

Joe takım elbiseyi dener. Üstüne cuk diye oturur. Joe aynada kendisine hayran hayran bakarken tezgahtar sorar;

– Yeni bir gömlek de ister misiniz?

Joe bir kaç saniye düşündükten sonra;

– Elbette, der.

Tezgahtar Joe’ya şöyle bir bakar;

– Kol numarası 34 ve 16 numara yarım yaka.

joe şaşırır;

– Kesinlikle doğru nerden anladınız?

– Bu benim işim!

Joe gömleği giydi. Evet gömlek süper olmuştu. Yakasını aynada düzeltirken tezgahtar sorar;

– Yeni ayakkabıya ne dersiniz?

– Evet lütfen. Bir de ayakkabılarınıza bakayım.

Tezgahtar Joe’nun ayaklarına bakarak;

– Evet… 44 numara.

Joe iyiden iyiye afallar;

– İnanamıyorum bir bakışta kaç numara ayakkabı giydiğimi nasıl anladınız? Vallahi bravo!

Tezgahtar;

– Efendim bu benim işim.

Joe ayakkabıları da giyer. Gerçekten de ayakkabılar cillop gibi oturur ayaklarına. Şöyle dükkan içerisinde bir tur atarken tezgahtar;

– Beyefendi vallahi jilet gibi oldunuz! Size bir tane de şapka veriyim ben!

Joe aynaya bakarak “Heyt ulan be façayı o biçim düzdüm” diye içinden geçirir ve;

– Evet bir de şapka bakayım kendime! der tezgahtara.

Tezgahtar Joe’nun kafasına bakarak;

– Eveeeeet…7-5/8.

Joe dumur üstüne dumur yaşamış bir şekilde tezgahtara;

– Evet. Doğru, nerden bildiniz? diye sorar.

Tezgahtar iyiden iyiye havaya girmiş bir şekilde;

– Bu benim işim efendim, der.

Şapka da süper oturmuştur kafasına.

– Vayyy beee, ulan ben neymişim beee. Ulan ben var ya ben… diye düşünürken tezgahtar yine sorar;

– Size bir tane de don verelim efendim.

Joe bir kaç saniye düşünür ve;

– Tamam! Hemen bana en fiyakalı donlarınızdan getirin! der.

Tezgahtar bir kaç adım geri çekilip Joe’ye bakarak;

– Eveeeeet..36 beden!

Joe gülerek;

– İlk defa yanıldınız. Ben 18 yaşımdan beri 34 beden giyiyorum! der.

Tezgahtar kafasını sallayarak;
– Hayır, hayır… Size 34 olmaz. Erkeklik organınızı sıkıştırır ve omurganıza basınç yapar bu da dayanılması güç bir baş ağrısı çekmenize sebep olur!…

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER