Siyaset

Siyaset

Siyaset

İlkokula giden zeki bir çocuk vardır. Bir gün öğretmeni çocuğa “Siyaset nedir?” diye sorar. Çocuk çok zekidir fakat aklı siyasetin ne olduğuna yetmez. Eve geldiğinde ilk iş kitapları açar, internetten araştırır fakat okudukları çok karışık gelir. Küçük çocuk babasına sormaya karar verir.
-Baba, siyaset nedir?
Babası düşünür ve küçük çocuğa uygun bir dille anlatmaya başlar.
-Oğlum, bu eve para getiren kim?
-Sensin.
-İşte ben kapitalist rejimim.
-Pekala, parayı alıp mutfak alışverişini yapıp, yiyeceğimiz hazırlayan kim?
-Annem..
-Annen de hükümet oğlum.
-Peki senin küçük kardeşinle ilgilenen kim?
-Dadım…
-Dadın işçi, kardeşin ise gelecek, sen de bu durumda halksın.
Küçük çocuk her şeyi güzelce not alır ve yatıp uyur. Gecenin ilerleyen saatlerinde kardeşinin ağlama sesine uyanır. Kardeşinin yanına gittiğinde altının pislendiğini anlar ve hemen annesini uyandırmak için odasına gider. Annesini uyandırmaya çalışır fakat başaramaz. Bu sırada salondan gelen sesleri merak eder ve salona gider. Babasıyla dadısını uygunsuz şekilde gören küçük çocuğun ağzından şu cümleler dökülür…
Babasıyla dadısını uygunsuz yakalayan Alinin ağzından aynen şu kelimeler dökülür:
“Kapitalist rejim işçiyi sömürüyor, hükümet uyuyor, gelecek bok içinde, halk ne yapsın?”

BONUS FIKRA

İntikamın Böylesi

Aşırı sinirli biri, havalimanında check-in bankosundaki ilgili memura hak etmediği halde, etmediği hakareti bırakmamış…

Müşterinin abartılı kabalığı karşısında, banko memuru sakin ve güler yüzlü bir şekilde davranıyor, hiç cevap vermeden işine devam ediyormuş…

Adam işi bitip gidince, bir arka sıradaki müşteri;

“Sizi tebrik ederim…” demiş memura, “Hiç tahrike kapılmayıp nezaketinizi sürdürdünüz. Ama bu kadarı da yanlış… Yapabileceğiniz bir şeyler olmalı…”

“Olmaz olur mu, var efendim…” demiş, memur gülümseyerek; “Şerefsiz New York’a gidiyor, bavulları Berlin’e…”

Soba

fizikçi, matematikçi, kimyacı, jeolog ve antropologdan oluşan bir heyet bir araştırma için arazide bulunmaktadır. birden yağmur bastırır. hemen yakındaki bir arazi evine sığınırlar. ev sahibi bunlara bir şeyler ikram etmek için biraz ayrılır. bu sırada hepsinin dikkati odada yanmakta olan soba üzerinde toplanır. soba yerden 1 m. kadar yukarıda, altındaki dizili taşların üzerindedir. sobanın niçin böyle kurulmuş olabileceğine dair bir tartışma başlar.

kimyacı, “adam sobayı yükselterek aktivasyon enerjisini düşürmüş, böylece daha kolay yakmayı amaçlamış”.

fizikçi, “adam sobayı yükselterek konveksiyon yoluyla odanın daha kısa sürede ısınmasını sağlamak istemiş”.

jeolog, “burası tektonik hareketlilik bölgesi olduğundan herhangi bir deprem anında sobanin taşların üzerine yıkılmasını sağlayarak yangın olasılığını azaltmayı amaçlamış”.

matematikçi, “sobayı odanın geometrik merkezine kurmuş, böylece de odanın düzgün bir şekilde ısınmasını sağlamış”.

antropolog, “adam ilkel topluluklarda görülen ateşe tapmanın daha hafif biçimi olan ateşe saygı nedeniyle sobayı yukarıya kurmuş”.

bu sırada ev sahibi içeri girer ve ona sobanın yukarda olmasının nedenini sorarlar.

adam cevap verir:

– “boru yetmedi.”

Zarar

Borcuna sadık olmayan bir yakını Musa Amca’ya gelerek:

– Bana 100 lira ver, şurdan müşterisi hazır olan bir mal alıp 120 liraya satacağım. Sonra sana olan borcumu ödeyip 20 lira kar etmiş olacağım” demiş.

Yüz lirası tehlikeye giren Musa amca, biraz düşündükten sonra, yakınına 20 lira uzatıp:

– Al sunu, demiş, sen 20 lira kar et, ben de 80 lira…

İyi Para

Kilisede dugunun baslamasina cok az zaman var.. damat rahibin yanina yaklasip isildiyor.. “Bakin.. size verecegim $100 karsiliginda evlilik yeminimizde birtakim degisiklikler yapmanizi istiyorum.. hani su bana soracaginiz sonsuza dek seveceginize, koruyacaginiza, sadik kalacaginiza yemin ediyor musunuz?” kismi var ya, onu metinden cikarmanizi istiyorum… ”

Rahip gulumseyerek basini salliyor ve damat rahibin avucuna $100 sıkıştırıp iceri donuyor…

Ve dugun basliyor… herkes yerini aliyor, gelin ve damat rahibin onunde bulusuyor ve yeminler okunmaya baslaniyor….

Sira damadin yeminine gelince damadin gozleri hain hain parliyor.. ve rahip damata soruyor: “……. esinizin daima bir adim gerisinden yuruyeceginize, her emrini ve dilegini yerine getireceginize,her sabah kahvaltisini hazirlayip ayagina kadar gotureceginize,ve ikiniz de yasadiginiz surece baska kadinlara yan gozle bile bakmayacaginiza yemin ediyor musunuz…?”

Tabi damat bu beklenmedik is karsisinda gozleri faltasi gibi aciliyor..saga sola bakiyor.. bi yutkunuyor.. ve kisik bir sesle:

“E..eee..evet efendim”…

Ve toren sona erdikten sonra damat hisimla rahibin karsisina dikiliyor:

“Bir anlasma yaptigimizi saniyordum!!!!”

Rahip gulumseyerek cevapliyor:
“Esiniz daha iyi para verdi…. “

Anons

Temel devlet memuru olduğu için görevi gereği karısı Fadime ile Erzurum’da yaşıyorlarmış.

Kar yağışının sürdüğü bir akşamüzeri belediye hoparlöründen bir anons yapılmış;

─ Sayın sokak sakinleri, arabalarınızı lütfen sokağın sol tarafına parkediniz! Sokağın diğer tarafındaki karlar temizlenecektir!

Anonsu duyan Temel, evden çıkmış ve arabasını sokağın sol tarafına park etmiş.

Ertesi akşam, yine belediye hoparlöründen bir anons yapılmış;

─ Sayın sokak sakinleri, arabalarınızı lütfen sokağın sağ tarafına park ediniz! Sokağın boş bırakılan tarafındaki karlar temizlenecektir!..

Temel yine dışarı çıkmış ve arabasını sokağın sağ tarafına park etmiş.

Kar yağmaya devam ediyormuş. Bunun sonucu olarak sokakların her gün temizlenmesi gerekiyormuş. Üçüncü günün akşamı yine bir anons;

─ Sayın sokak sakinleri, arabalarınızı lütfen sokağın …. tarafına park ediniz! Sokağın diğer tarafındaki karlar temizlenecektir!

Ancak, anons yapılırken bir kopukluk olduğu için ne Temel, ne de Fadime arabaların sokağın hangi tarafına park edileceğini anlayamamışlar.

Uzun bir süre sokağın hangi tarafına park edecekleri konusunda tartışmışlar ve bir türlü karara varamamışlar. En sonunda Fadime demiş ki;

– Ula Temel, boşver anonsu. Madem ki hangi tarafa park edileceğini anlamadık, araba bugün de garajda kalsın da!

Zeytin

Nasrettin Hoca pazarda zeytin satıyormuş…

İki üç sokak ileride oturan yarıbuçuk tanıdığı bir kadın gelmiş.

Kadın:
– Zeytinin iyi mi?

Hoca:
– Tadına bak.

Kadın:
– Ben orucum. …

Hoca:
– Madem oruçlusun zeytini al git parasını sonra ver. Hocanın birdenbire aklına düşmüş; Ramazanlık değilmiş çünkü…

Hoca:
– Tuttuğun oruç ne orucu ki?

Kadın:
– Üç sene önceden borcum vardı da onları tutuyorum. Hoca tam zeytinleri veriyormuş vazgeçmiş…

Kadın:
– Biraz önce al git dedin nolduda vazgeçtin Hoca?

Hoca:
– Get anam get…

Allah’a olan borcunu üç senede veriyorsan bizim borcu ne zaman getirirsin kimbilir. :))

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER