Sayın hakim

Sayın hakim

Sayın hakim

Çok genç bir kadın ile yaşı epeyce ileri olan bir adam evlenmişler.
Aradan birkaç yıl geçtikten sonra adam yatak odasında ölmüş.
Karısını mahkemeye çıkartmışlar.
Hakim olayı anlatmasını istemiş.
Kadın anlatmış:
– Sayın hakim biz kocamla çok mutlu bir evlilik yaptık.
Haftada 2 kez düzenli olarak sevişirdik.
Kocamın kalp rahatsızlığı olduğundan tempolu sevişirdik.
Bu amaçla her 2 saniyede bir çan sesi çıkaran bir saat aldık.
Kocam her çan sesi ile ileri geri hareket ediyordu.
Ta ki o tramvay evimizin önünden geçerken çan çan diye ses çıkarana kadar…

BONUS FIKRA

Temel ve Dursun bir inşaatta bekçilik yapmaktadırlar.

Yaz sıcağından ve sineklerden bunalan Temel, Dursun’a;

– Ula Tursun, gir şu yorganun altuna da sineklerden kurtulalüm.. der ve yorganın altına girerler, orada uyur kalırlar.

Gece olunca sinekler gider, yerlerine ateş böcekleri gelir, o sırada uyanan Temel yorganın altından bakar ve ateş böceklerini görür.

Kafasını hemen yorganın altına sokar. Dursun, Temel’e sorar

– Ula Temel, ne oldi?

Temel cevap verir:

– Sorma Tursun, dışarda sinekler ellerine el feneri almus pizu ariyler daaa

Deney

Bilim adamları çeşitli içkilerin insanlar üzerindeki etkisini ölçmek maksadıyla bir araştırma yapmaktadırlar.

Her zaman olduğu gibi, araştırmayı önce fareler üzerinde yapmaya karar verirler.

Birinci gün fareye bira içirirler. Fare hafif çakır keyif olur, dili pelteleşir, ama bir yandan da çenesi açılır, uzun uzun konuşur.

İkinci gün şarap içirirler. Şarabı içen fare iyice romantikleşir, deney yapan bilim adamlarına kur yapmaya, şiir okumaya en sonunda da kalkıp dansetmeye başlar.

Üçüncü gün viski içirirler. Her bir kadehten sonra fare daha da ağırlaşır, karizmaya bağlar. Kafası iyice güzelleşince de “küçük dağları ben yarattım” dercesine yayılır oturduğu yerde.

Dördüncü gün sıra rakıya gelmiştir. İlk kadehi içen fare bıçkın bir delikanlı moduna girer, göz ucuyla yan yan bakar sağa sola.

İkinci rakı kadehini devirdikten sonra artık iyice külhanbeyi olmuştur, masaya yumruğu vurur;

─ O kedi bu masaya gelecek!

Şahane Bir Haftasonu

Yaşlıca bir adam yanında çok güzel genç bir kadınla pahalı mücevherler satan dükkana girer…

Yaşlı adam;

─ Pırlanta bakacağız! der.

Satıcı vitrinden 4 bin dolar değerindeki pırlantayı gösterir.

Yaşlı adam suratını buruşturur;

─ Lütfen en değerli pırlantanızı gösterin! der.

Satıcı bu sefer kasadan bir yüzük çıkartarak uzatır;

─ Bu, en değerli yüzüğüm, 120 bin dolar!

Yaşlı adamın genç ve çok güzel olan sevgilisi, yüzüğe bayılır.

Yaşlı adam çek defterini çıkarıp 120 bin dolarlık bir çek yazar;

─ Bugün cumartesi. Bankalar kapalı. Çeki size bırakıyorum.

Pazartesi sabahı bankama telefon edin.

Çekin karşılığını aldıktan sonra, çekin üstünde yazılı olan telefonumdan beni arayın.

Biz de gelip yüzüğü alırız.

Pazartesi sabahı mücevherci, yaşlı adamı arar;

─ Siz benimle alay mı ediyorsunuz? Hesabınızda hiç para yokmuş!

Yaşlı adam;
─ Sen yüzüğü dükkânında sakla. Çeki de yırtabilirsin. Sayende şahane bir hafta sonu geçirdim.

Eşek ve Abdest

Köyün birine bir imam atanır.

Köylü ile çok güzel anlaşır ama her eşek anırışında, köylünün abdest yenilemesine anlam veremez bir türlü.

Dikkatini çeken bu durumun nedenini sorar.

İçlerinden birisi, yıllar evvel köyün imamının, “eşeğin anırdığını duyarsanız abdestiniz bozulur” dediğini, o yüzden de, yıllardır bunu uyguladıklarını söyler.

İmam, böyle bir şeyin olamayacağını söyleyerek olayı araştırır.

Öğrenir ki, çok yıllar evvel, köyde su olmadığı için köy halkı toprakla abdest alıp, yani teyemmüm yaparmış.

Tabi ki, köye su, eşeklerin sırtında taşındığı için de, o zamanın imamı bir vaazında; “köyde su olmadığı için, abdestinizi toprakla alabilirsiniz ancak, eşeğin sesi duyulduğunda sırtında su taşıdığını bildiğiniz için, toprakla alınan abdest bozulur; çünkü artık su vardır” demiş.

Ancak, vaazı gönülsüz dinleyen bir köylü, sadece “eşek anırmasını duyarsanız abdest bozulur” kısmını duyup, bunu da halka yaydığı için, herkes de sorgulamadan bunu uygulamış.

Görünen o ki, zaman geçtikçe bu hikâyedeki şartlar değişmiş olsa da, insanoğlunun huyu, pek değişmemiş.

Ne yazık ki, hala daha insanoğlu, bir konu hakkında, bilgi edinme, ya da doğrusunu öğrenme yerine, duydukları ile hareket edip, duyduklarına gösterdiği tepkilerle, toplumsal refleksler oluşmasına neden oluyor.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER