Papağanlı Adam

Papağanlı Adam

Papağanlı Adam

Anadolu’dan İstanbul’a gelip yerleşen biri, omuzundaki papağanıyla bir eczaneye girmiş ve anlaşılmaz bir Türkçe ile konuşmuş:

– Hamşarim, bi ilaç alacam!..

Eczacı şaşkınla sormuş:

– Ne?

Adamın omuzundaki papağan devreye girmiş:

– “Bir ilaç alacağım” diyor!..

Eczacı daha da şaşkın. ilacın adını sormuş:

Adam demiş ki:

– Stoprancksmkkk!..

Adamın sözünden bir şey anlamayan eczacı, soran gözlerle pağapağana bakmış. Papağan tercüme etmiş:

– İshal kesici Stroptamagma istiyor!..

İlacı verip parasını alan eczacı, müşterisi omuzunda papağanla dükkandan çıkarken, dayanamayıp sormuş:

– Hemşerim nereden buldun bunu?

Adam kapıyı aralarken, omuzundaki papağan cevap vermiş:

– Bunlardan İstanbulda çok var!..

BONUS FIKRA

Yumurtanın Tazesi

Tanıdıklardan biri, yazdığı romanın müsveddelerini Neyzen Tevfik’e göstererek fikrini sorar:

Neyzen beğenmediğini ifade edince, adam:

-İyi ama, der. Siz hiç roman yazmadınız ki!

Neyzen Tevfik şu cevabı verir:

– Ben yumurtanın tazesini bayatını iyi anlarım. Ama bu güne kadar hiç yumurtlamadım.

PARMAK HESABI

Fransa hükümet ricalinden bir kadın Napolyon’un bir savaşta eleştiriye kalkışıp parmağını harita üzerinde gezdirerek:

– Önce şurasını almalıydınız, sonra buradan geçerek ötesini zapdetmeliydiniz, gibi fikirler belirtmeye başlayınca, Napolyon:

– Evet, demiş. Onlar parmakla alınabilseydi dediğin gibi yapardım.

İyilik Meleği

Adam iş için Ankara’ya uçacak. Tam uçağa bineceği sırada bir ses duyar:

-“Uçağa binme, uçak düşecek!”

Adam korkar ve binmez.

Öbür uçağı beklerken haber ulaşır:

– “Ankara uçağı düştü, kurtulan yok.”

Haydarpaşa’ya koşup tren bileti alır. Tam trene bineceği sırada gene aynı ses:

-“Binme bu trene. Raydan çıkacak!”

Adam gene korkar ve trene binmeyip evine döner.

Sabah gazeteyi alınca sok olur:

-“Ankara treni raydan çıktı. 234 ölü.”

Adam duruma şükreder ama Ankara’ya gitmesi gerekli. Bari otobüsle gideyim der ve biletini alır.

Ama gene o ses:

-“Otobüs kaza yapacak. Binme!”

Adam dayanamayıp bağırır:

– Kimsin sen yahu?

– Ben senin iyilik meleğinim.

– Adam iyice sinirlenir:

– Ulan o zaman evlenirken niye sesini çıkarmadın!

Kadınlar Zekidir…

Avukat hem hanımla yakınlaşmak hem de hoşça vakit geçirmek için bir oyun teklif etmiş.

Kadın kabul etmiş, avukat başlamış oyunu anlatmaya…

Size bir soru soracağım, cevabı bilemezseniz bana 5 dolar vereceksiniz, sonra siz soracaksınız bilemezsem ben size 50 dolar vereceğim.

Ve ilk soruyu sormuş:

-Ay ile dünya arasındaki uzaklık ne kadardır?

Kadın tek söz söylemeden çantasından 5 dolar çıkarıp adama uzatmış ..

Soru sorma sırası sarışına gelmiş:

-Tepeye 3 ayakla tırmanıp 4 ayakla aşağı inen şey nedir?

Adam dakikalarca düşünmüş…

Yanıtı bulamamış..

Cüzdanından 50 dolar çıkarıp kadına uzatmış. Kadın parayı kibarca alıp çantasına koyarken avukat merakla sormuş:

-Yanıt ne?

Kadın tek kelime etmeden çantasını açmış ve 5 dolar çıkarıp adama uzatmış ….

Yalan Değilse…

Padişah bir gün, “Bana yalan söyleyebilene bir küp dolusu altın vereceğim!” demiş.

Yalancılar hemen saraya koşuşturup başlamışlar yalana;

– “Bir kuş, aslanı kapıp yuvasına götürdü”.

-“Bunun neresi yalan? Kuş kartaldır, arslan da kuzu kadar minik bir yavru. Kaptı mı götürür tabii!..”

– “Komşu ülkede bir eşeği kral yaptılar!..”

– “Ülkenin kralı, pencereden bakınırken tacını düşürmüş. Taç da pencerenin altındaki eşeğin başına geçmiş. Taç kimin kafasındaysa, kral odur tabii!..”

– “Padişahım, ben gökyüzüne bir ok attım. Altı ay sonra geri döndü!”

“Senin ok bir ağacın üstüne düşmüştür. Ağaç, sonbaharda yapraklarını dökünce, takılacak yer bulamayıp yere inmiştir”.

Böylece padişah, her yalana gerçek bir bahane bulmuş ve kimse padişaha bu yalandır dedirtememiş. Ama bir gün bir adam gelmiş;

– “Padişahım, sen benim babamdan borç olarak bir küp dolusu altın almıştın. Şimdi geri almaya geldim.

– “Yalandır dersen ödülümü ver. Yalan değil dersen borcunu öde!..”

Sinek

Bir Türk, bir Fransız, bir de İngiliz trenle yolculuk yapıyorlarmış.

Trendeki odaları sıcaklayınca Fransız pencereyi açmış ve içeri bir tane sinek girmiş, Fransız hünerini göstermek için kılıcını çektigiyle sineğe bir tane vurmuş ve sinek ortadan ikiye ayrılmış.

Diğerleri hayretle bakarken, Fransız cebinden karvizit çıkartmış ve İngilizle bizim Türk’e vermiş.

Karvizitte “Fransa’nın en iyi kılıç ustası”yazıyormuş.

Bunu gören İngiliz hemen pencereyi açmış ve içeri bir tane daha sinek girmiş.

Hemen okunu çekmiş bir fırlatmış sinek duvara yapışmış, cebinden karvizitini çıkartmış

“İngiltere’nin en usta okçusu”.

Tabi bizim Türk altta kalır mı.

Hemen pencereyi açmış içeri bir tane daha sinek girmiş bizim Türk cebinden bıçağı çıkarttığı gibi sineğe fırlatmış.

Sinek yere düşmüş ve sinek bir kaç dakika sonra yerden kalkmış ve geri uçmuş.

Bunu gören ingilizle fransız basmış kahkahayı bizim Türk cebinden karvizitleri çıkartmış ve İngilizle Fransıza vermiş.

“Fenni Sünnetçi Remzi” :))

Sen Nassın?

Bir kamyonun Çarpmasıyla yaralanmış olan çiftçi Mehmet amca kazadan sorumlu tuttuğu taşıma şirketine dava açıyor.

Mahkeme salonunda şirketin avukatı ile Mehmet Amca karşı karşıyalar, ve Avukat soruyor :

– Ama siz kazadan sonra gelen polis memuruna “ben çok iyiyim” demediniz mi?”

– Anlatayım ağam; Ben bizim eşeği gasabada satışa götürmek üzere gamyonetime bindirmiştim ki…

– Bırakın ayrıntıları Memet Bey, siz sadece soruma yanıt verin: Siz, kazadan hemen sonra gelen Polis memuruna “ben çok iyiyim” dediniz mi, demediniz mi?

– İşte anlatıyom ya Avukat bey; eşeği gamyonete yüklemiş, yola çıkmıştım ki…
Avukat tekrar adamın sözünü kesti ve Hakime dönerek:

– Sayın hakim, size olayın tam olarak nasıl gerçekleştiğini davacının kendi ifadesi ile almaya çalışıyorum ama, soruma yanıt vermiyor. Bu bey, kazadan hemen sonra olay yerine ulaşan polis memuruna ifadesinde “çok iyi” olduğunu söylemiş. Kayıtlara geçmiş. Şimdi, aradan kaç hafta sonra müvekkilime dava açıyor. Ben bu davada, bu şahsın mahkemeyi yanıltmaya çalıştığına inanıyorum. Lütfen, sadece soruya yanıt vermesini söyler misiniz? Yargıç çiftçinin hikayesiyle ilgilenir gibiydi:

– Eşek hakkında söyleyeceklerini merak ettim aslında; Bırakalım da anlatsın….

Memet amca Yargıça teşekkür ederek devam etti:
– İşte dediğim gibi, sayın Hakimim, tam eşeğimi gamyonetime bindirmiş şehre doğru gidiyodum ki, bu şirkete ait gucuman bi kamyon, “DUR” tabelasına aldırmadan üzerime sürdü ve bize çarptı. Ben yolun bi yanına fırladım, Garagaçan bi yana… Nasıl kötüyüm, nasıl kötü, anlatamam… Gıpırdanamıyom sancıdan… öte yanda Garagaçan bir anırıyo, bir anırıyokine, ortalık inliyo. Derkene bi pulis memuru geliveedi, Garagaçanın sesini duymasile önce ona dooru getti, eğildi, bahtı, tabancasına davrandı, alnının göbeenden Garagaçanımı urmasın mı??? Soonacııma, yolun garşı tarafına geçti, bana dooru geldi, dedikine:

– Eşeğin hali berbattı, vurmak zorunda galdım, “sen nassın ?” dedi…

Hayat Kurtaran Vaaz

Hoca namaz sonrası içkinin kötülüklerini anlatır vaazında. Ayrıca cemaatten birilerinin de meyhaneye gittiğini bildiğinden onlara da bir çift laf söylemek ister;

─ Ula en böyük, en güzel ev kimindir?

Cemaat hep bir ağızdan yanıtlar;

─ Meyhanecinin…

─ Pekiii, der hoca, en pahalı araba kimidir?

Cemaat yine koro haline;

─ Meyhanecinin…

─ Peki bu yörenin en çok para kazananı kimdir?

Cemaat aynı şekilde yanıtlar;

─ Meyhaneciii…

Hoca lafı gediğine oturtmayı hedefleyerek;

─ Ula peki o paraları kim veriyor, elbette siz! diye çıkışır. Yapmayın böyle, hem günaha giriyorsunuz, hem de elin dinsiz imansızını zengin ediyorsunuz…

Cemaatten çıt çıkmaz.

Aradan bir yıl geçer. Vakit namazını kıldırmak için camiye doğru gelen hocaya biri yaklaşır ve;

─ Hocam verin o mübarek ellerinizi öpeyim, der.

─ Hayırdır evladım, der hoca.

─ Hocam, geçen yıl bir vaazını dinledim, hayatım kurtuldu, der adam.

─ Hangi vaazımı dinledin evladım, diye sorar hoca.

─ Hocam, hani meyhaneye gitmeyin, meyhaneciyi zengin ediyorsunuz diye bizi azarladığınız vaaz var ya, işte onu dinledim, der adam.

─ Aferin evladım, bıraktın mı içkiyi, meyhaneye gitmeyi?

─ Yok hocam, ben de bir meyhane açtım…

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER