Öğüt

Öğüt

Öğüt

Kız hayatında ilk defa bir partiye gidecekmiş,annesi o akşam kızına öğüt veriyormuş.
-Kızım bak sen bu partileri bilmezsin burada çapkın erkekler olur seninle yatmak için her şeyi yaparlar eğer böyle bir şey olursa ona çocuğumuzun adı ne olsun diye sor hemen telaşlanır ve senden uzaklaşır.

Kız partiye gitmiş biraz sonra bir genç, kızı dansa kaldırmış dans ederlerken genç kızı okşamaya sarkıntılık yapmaya başlamış. Kız hemen
-“Çocuğumuzun adı ne olsun” demiş, genç tırsmış ve gitmiş. Bir sure sonra başka bir genç gelmiş yine aynı sarkıntılıklar başlamış kız yine

-“Çocuğumuzun adı ne olsun” demiş ve genç yine panik bir şekilde kaçmış, biraz sonra bir genç daha gelmiş, dansetmeler falan derken yine aynı sarkıntılıklar başlamış, kız yine
-“Çocuğumuzun adı ne olsun demiş ama değişen bir şey yok daha sonra dışarı çıkıp ıssız bir yer bulmuşlar kız yine
-“Çocuğumuzun adı ne olsun” demiş gençte yine bir şey yok biraz sonra genç kızın elbiselerini çıkarmış kız yine

-“Çocuğumuzun adı ne olsun” gençte yine bir şey yok genç kızla sevişmeye başlamış kız
-“Çocuğumuzun adı ne olsun” demiş genç yine sessiz bir süre sonra genç işini bitirmiş kız yine
-“Çocuğumuzun adı ne olsun” demiş. Genç kalkmış prezervatifi çıkarıp bir düğüm atmış
-“Buradan çıkabilirse David Cooperfield olsun.

BONUS FIKRA

Adamın birini, vergi dairesine çağırmışlar.

Yanında bütün defterlerini ve hesaplarını da getirmesini istemişler.

Adam korku içinde, mali danışmanına gitmiş ve sormuş:

– Vergi dairesine giderken nasıl giyineyim?

Ne tür bir izlenim bırakırsam, bana daha az vergi cezası keserler?

Mali danışman öğüt vermiş :

– En eski elbiselerini giy.

Yoksul ve muhtaç bir görüntü ver ki; sana az ceza kessinler.

Adam güvenemeyip, bir de avukatına danışmış.

Avukat, mali müşavirin tam tersi bir öğüt vermiş :

– En yeni, en pahalı elbiseni giy.

Güvenli, kendinden emin bir görüntü ver ki; daha az ceza kessinler.

Adamı bu öğütler tatmin etmemiş.

Aklına güvendiği, filozof bir arkadaşına aynı soruyu sormuş.

Akıllı arkadaşı bir hikaye anlatmış:

– Bir gelin, zifaf gecesi ne giymesi gerektiğini bir arkadaşına sormuş.

O da, gırtlağa kadar kapalı, koyu renk bir gecelik giymesini tavsiye etmiş.

Bir başka arkadaşı ise, dekolte, şeffaf bir gecelik giymesini söylemiş.

Vergi dairesine giderken ne tür bir elbise giymesi için arkadaşından öğüt bekleyen adam, bu hikayeyi dinledikten sonra, sormuş:

– Zifaf gecesi ne giyeceğini bilemeyen gelinle, vergi dairesine giderken ne giyileceğini soran benim aramda ne gibi bir ortak yan var ki?

Adamın akıllı arkadaşı durmu izah etmiş:

– Ne giyersen giy; başına gelecek şey aynıdır!..

Bakış açını sevdim

Matematik dersinde kadın öğretmen öğrencilere sorar:

– Bir ağacın dalında 5 tane kuş var.

Taş attım, iki tanesini vurdum.

Geriye kaç kuş kalır?

Öğrencinin biri parmak kaldırır ve cevaplar:
– Hiç kuş kalmaz çünkü diğerleri korkudan uçup gider.

Öğretmen gülümser:
– Hayır. Doğru cevap üç olacaktı ama bakış açını sevdim.

Öğrenci duruma çok bozulur ama pek göstermez.

Ders devam ederken tekrar parmak kaldırır:
– Bir soru da ben sorabilir miyim?

Öğretmen izin verir.
– Sokakta üç kadın dondurma yiyerek yürüyor.

Biri dondurmasını yalıyor, diğeri ısırıyor, diğeri de emiyor.

Kadınlardan hangisi evlidir?

Öğretmen şaşırır, kızarıp bozarır ama cevap da vermek zorundadır:
– Hmm…şey.. yalayan?

Öğrenci yanıtlar:
-Hayır, parmağında alyans olan.

Ama bakış açınızı sevdim.

Paranın Sesi

Nasreddin Hoca Akşehir’de kadılık vazifesini yürütürken karşısına iki adam çıkmış.

Birisi öteden beri cimriliği ile ta­nınmış bir aşçı, diğeri de boynu bükük bir fakir.

Aşçı sözü almış:

“Hocam,” demiş, “ben bu adamdan davacıyım.

Dükkâ­nın önünde fasulye pişiriyordum.

Tencerenin kenarından bu­ğusu çıkıyordu yemeğin.

Bu adam elinde somunla geldi.

Kopardığı lokmaları ye­meğin buğusuna tutup başladı atıştırmaya.

Nihayet koca bir ekmeği bitirdi.

Ondan fasulye buğusunun parasını istedim, vermedi.”

Nasreddin Hoca anlatılanları dikkatlice dinledikten sonra fakire dönüp:

“Doğru mu bunlar?” diye sormuş.

“Evet,” demiş fakir adam.

“Öyleyse para kesesini çıkar bakalım.”

Zavallı fakir, kadı efendiye karşı gelememiş.

İçinde üç beş akçe bulunan para kesesini Hoca ya uzatmış.

Bu sefer aşçıyı çağırmış yanına.

Keseyi kulağına yaklaştırarak şıngırdatmaya başlamış. Sonra da:

“Haydi” demiş “aldın işte alacağını.”

Aşçı:

“Nasıl olur?” diye şaşkınlığını belli etmiş. “Paramı ver­mediniz henüz.”

Hoca cevap vermiş:

Kadınları anlamak

Adamın biri kumsalda yürürken ayağı eski bir lambaya takılmış, adam lambayı kumların içinden çıkarmış.

“Belki cin çıkar” deyip ovalamış lambayı, cin çıkmış. adam çok şaşırmış, cin başlamış konuşmaya;

“Tamam, tamam. Beni lambadan kurtardın.

Bu ay içinde beşinci çıkartılışım ve bu isten de sıkılmaya başladım artık, üstelik çok yorgunum bu yüzden üç dileği unut.

Sadece bir dilek hakkın var, ona göre.”

Adam oturmuş ve bir süre düşünmüş ve

“Her zaman Hawaii’ye gitmek istedim ama uçaktan korkarım ve deniz beni çok tutar.

Benim için Hawaii’ye özel bir köprü yap böylece istediğimde arabayla oraya gidip gelebileyim” demiş.

Cin gülmüş ve;

“Bu imkansız. Bu işin Köprünün ayakları nasıl Pasifik’in dibine ulaşabilir?

Bu iş benim için bile hem çok külfetli ve hem de çok zaman alır, sen başka bir dilek düşün.”

Adam; “Tamam” demiş ve başka bir dilek düşünmeye başlamış. En sonunda;

“Dört kere evlendim ve boşandım. Bütün karılarım her zaman duyarsız olduğumu ve onlarla ilgilenmediğimi söylediler.

Bu yüzden, kadınları anlayabilmeyi diliyorum.

Nasıl hissettiklerini ve neden ağladıklarını, bir şey söylemedikleri zaman gerçekten ne istediklerini, onları nasıl gerçekten mutlu edebileceğimi bilmek istiyorum.

Kısacası bunca tecrübeme rağmen kadınları ben anlayamadım, sen bana onları anlatır mısın?”

Cin oflamış, poflamış, kafasını kaşımış, terler dökmüş, derin bir nefes alarak nihayet cevap vermiş:

“Köprü iki şeritli mi olsun dört şeritli mi…?

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER