Ne İnceliyorsun

Ne İnceliyorsun

Ne İnceliyorsun

Univetsitede Biyoloji dersinde ogrencinin birisi mikroskopta sp-erm ornegi incelerken bir kiz yanina yaklasmis. Kiz
“Ne inceliyorsun Berkay?” deyince cocuk utanmiş “Agiz içi epiteli” demiş.
“Peki, ben de incelemek istiyorum”
Baslamis mikroskoba bakmaya. Derken profesor gelmis kızın yanina.
“Kizim ne inceliyorsun?”
“Agiz ici epiteli hocam”
Dur cekil bir de ben bakayim demis profesor. Egilmis mikroskoba soyle bir baktiktan sonra kiza donmus
“Bir daha ornek almadan once agzini yika kizim!”

BONUS FIKRA

Benim abi ben devam et

Adamın biri son model Mercedes arabasıyla kırmızı ışıkta beklerken kamyonun biri arkadan buna çarpmış. Adam sinirli bi şekilde arabadan inmiş bakmış direksiyon başında Temel. Bizim Temel yalvarmaya başlamış:

“Abi kurban oliyim affet beni. Benim kazandığım para nedir ki ben bunun aynasını bile tamir ettiremem. Lütfen abi..”

Adam bakmış olacak iş değil. İçi elvermemiş ve Temeli affetmiş yoluna koyulmuş.

Aradan 10 dakika geçmeden bizim Temel gelmiş buna yine çarpmış. Adam burnundan soluya soluya araçtan inmiş ama Temel işte;

“Abi lütfen abi bi eşşeklik ettim sen etme abi yalvarırım bağışla beni..”

Adamın gönlü yine elvermemiş ve affedip yoluna koyulmuş. Aradan bi 10 dakika geçtikten sonra bizim Temel gelmiş buna yine gömmüş. Adam şaşkınlık içinde kendini toparlamaya çalışırken Temel arkadan çıkışmış:

“Benim abi ben devam et..!

kadı karakuşî

bir hırsız bir evi gözüne kestirir ve etrafı kolaçan ettikten sonra balkondan içeri girmeye karar verir. biraz tırmandıktan sonra balkonun korkuluğu kopar ve hırsız düşüp ayağını kırar.

bunun üzerine karakuşî’ye gider ve ‘kadı efendi, soymak için bir eve girecektim ama balkon korkuluğu koptu ve düşüp bacağımı kırdım, ev sahibinden şikâyetçiyim. tamam, hırsızlık suç ama cezası balkondan düşüp ayak kırmak değil’ der. karakuşi de ev sahibini çağırtır ve ‘be adam, niçin balkonunun korkuluğunu sağlam yaptırmıyorsun. sağlam yaptırsan bu adam düşüp bacağını kırmaz’ der. ev sahibi ‘aman efendim, korkuluğu marangoz yapmış benim günahım ne?’ diye karşılık verir.

bu defa marangozu çağırtır ve sorar ‘neden sağlam korkuluk yapmıyorsun?’ diye. marangoz ‘efendim, ben balkonun korkuluğunu çakarken yeşil başörtülü bir hanım yoldan geçiyordu. başörtüsü o kadar yeşile boyanmıştı ki gözüm ona daldı. çiviyi de boşa çakmış olacağım’ der.

karakuşî emir verir ‘hemen yeşil başörtülü kadını getirin!’ kadıncağızı getirirler. kadın tir tir titrer karakuşî’nin karşısında. ‘benim suçum ne, boyasın diye boyacıya verdim, o boyadı’ der kadın. bu defa boyacı çağırtılır. karakuşî boyacıya çıkışır ‘başörtüleri göz alıcı renge boyuyorsun sonra marangoz çiviyi boşa çakıyor ve hırsız tırmanırken düşüp bacağını kırıyor’. boyacı verecek cevap bulamayınca karakuşî hükmü verir: ‘asın bunu’.

biraz sonra cellât gelip der ki ‘kadı efendi, bu boyacının boyu sehpaya uzun geldiği için onu asamıyorum.’
karakuş kafasını kaşır ve çözümü bulur: ‘git kısa boylu bir boyacı bul ve onu as’.”

Sabaha Kadar

temelin biri torunlarına savaş anılarını anlatıyormuş. birinci hikaye bitmiş, ikinciye geçmiş. ikinci bitmiş üçüncü derken aşka gelmiş ve o zamana kadar hiç anlatmadığı bir hikayeyi anlatmaya başlamış…

“işte torunlarım o gece biz dört asker son kurşunlarımıza kadar direndik. kurşunlarımız bitti süngü çektik ama ne yazık ki en sonunda düşman eline esir düştük. bizi bağladılar. bir süre bekledik. sonra karşı tarafın komutanı bizi bir meydanda topladı ve şu soruyu sordu ;

– size iki seçenek sunuyorum düşman askeri !.. sizi ya sabaha kadar s**eceğiz ya da öldüreceğiz. siz seçin …”

temel bu sözleri söylediğinde bir anda kendine gelir. torunlar fal taşı gibi açılmış gözlerle kendisine bakmaktadırlar. ve hikayeye devam eder…

“işte torunlarım sonra hepimizi öldürdüler…”

Çeşnici

şarap fabrikasının emektar çeşnicisi ölür. yenisi için ilan verirler. derken perişan kılıklı belli ki ayyaş birisi başvurur.

fabrika müdürü biraz da bu ayyaşı başından savmak düşüncesi ile test için ona bir kadeh şarap verir.

adam şarabı içer ve ;“kırmızı bir muscatel, 3 yıllık, kuzey yamaçta yetişmiş, çelik varillerde yıllanmış” cevabını verir. müdür şaşkınlıkla “ doğru” der.

bir başka şarabı tattırır,” kırmızı, cabarnet, 8 yıllık, güneybatı yamaç mahsülü ve meşe fıçılarda yıllanmış” doğru cevabı üzerine iyice şaşıran müdür beyimiz, sekreterinin yanına gider ve ona bir bardak suya biraz idrarından karıştırarak getirmesini söyler ve adama bunu beyaz şarap niyetine içirir.

adamın yanıtı :

” sarışın, 26 yaşında, 3 aylık hamile, eğer beni işe almazsan babasını da söylerim.”

Morg

bir gün savcı, morga gelen cesetlere bakmış.

birinci ceset sırıtıyormuş..
-“bu niye sırıtıyor?” diye sormuş. ordakiler de:
-“lotoda 6 bildi sevinirken kalpten gitti..” demişler.

ikinciyi açmışlar o da sırıtıyomuş..
-“niye bu da sırıtıyor?” diye sormuş savcı. ordakiler de:
-“30 yıl sonra 1 trilyonluk iddiayı kazandı, sırıtırken gitti!” demişler.

sıra temel’in cesedine gelmiş. açmışlar, kömür gibi sırıtan bir ceset çıkmış.
savcı sormuş: “bu niye böyle?” diye..

ordakiler de:
-“aslında onu yıldırım çarpmış ama o fotoğraf çekiliyor sanmış, poz vermiş..”

Kawasakili & Ferrarili

ferrari hastası adam pazar günü ferrarisini yıkamış yola çıkmıştır. yanına kawasakili bir motosikletli yaklaşır.

kawasakili; abi kawasakiyi biliyormusun kawasakiyi?
ferrarili; bilmiyorum kardeşim…

kawasakili basar gider ferrarili bu duruma içerlenir ve yetişir kawasakili yine sorar;

kawasakili; abi kawasakiyi biliyormusun kawasakiyi?
ferrarili; bilmiyorum!!

ve yine kawasakili arayı açıp gözden kaybolur. ferrarili durumu kabullenip yavaşlar bir kaç kilometre sonra kawasakili motorcu yerde kıvranıyor ve kawasakisi dağılmış vasiyette görünce sağa yanaşıp iner ferrarisinden. kawasakilinin yanına gelir.

ferrarili; ne oldu senin kawasakiye?
kawasakili; abi kawasakiyi biliyormusun kawasakiyi?
ferrarili; biliyorum!
kawasakili; freni nerde?

kaz yollasam yolar mısın?

padişah veziriye beraber tebdil-i kıyafet içinde dolaşmakta, esnafla sanki sıradan iki kişilermiş gibi muhabbet açarak tebaası hakkında bilgi toplamaktadır. saraya dönerken yolda çalışan bi köylüye rastgelirler. padişah,

-selamün aleyküm ey pir u fani, der.
-ve aleyküm selam ey serdar-ı cihan, der köylü.
-altılarda ter dökmedin mi?
-döktük ama altıya altı katmazsak otuzaltıya varılmıyor.
-e hiç gece de mi kalkmadın peki?
-kalktık kalkmasına ama ellere yaradı.
-peki sana bi kaz göndersem yolar mısın?
-hem de ciyaklatmadan.
-e hadi allahaısmarladık o zaman.
-selametle.

saraya doğru yollarına devam eder padişahla vezir. padişah vezirine,

-iyi adamdı, muhabbeti pek hoştu, der.
-hünkarım affeyleyin ama ben pek anlayamadım ne konuştuğunuzu, der vezir.
padişah sinirlenir,
-sen o konuşmadan bi şey anlamadın mı yani?

-devletlum…
-höt!… sana akşama kadar mühlet. ne konuştuğumuzu çözdün çözdün, yoksa kelleni vurdururum.

veziri bi telaş alır. tek çare köylüyü bulmaktır. köylünün yanına koşar akşam çökmeden hemen önce. aralarında şu şekilde bi konuşma geçer.

-selamün aleyküm.
-aleyküm selam.
-sen padişaha serdar-ı cihan dedin oysa o tebdil-i kıyafet içindeydi. nasıl anladın padişah olduğunu?
-on altın ver söyleyeyim.

altınları aldıktan sonra,
-benim asıl mesleğim dericilik. padişahın üstündeki deri öyle her köylü kısmının giyeceği deriden değildi oradan anladım.
-haa, peki “altılarda ter dökmedin mi?
döktük ama altıya altı katmazsak otuzaltıya varılmıyor” ne demek?
-yirmi altın ver söyleyeyim.

parayı alır,
-ilkbahar yaz altı ay çekmez mi, altı ay çalışmadın mı ki hala çalışırsın dedi, ben de bi altı ay daha çalışmazsak boğazımıza yetmiyor dedim.
-haa, peki “e hiç gece de mi kalkmadın?
kalktık kalkmasına ama ellere yaradı” ne demek?
-elli altın ver söyleyeyim.

vezir elli altını da verir,
-hiç çocuk yapmadın mı diye sordu, ben de yaptım ama hepsi kız oldu gelin olup gittiler, bana bakacak bi erkek evladım yok, dedim.
-haa, peki “sana bi kaz göndersem yolar mısın?
hem de ciyaklatmadan” ne deme.. hassiktiiiiiirrrrr!!..

İddia

ordunun 57. alayında görevli olan bir albay girdiği hiçbir iddayı kaybetmemesiyle ün yapar.. ak’a kara der gene kazanır.

gün gelir bu albayı 57. alaydan 51. alaya transfer ederler. geldiğini komutana bildirmek için komutanın ofisine girer ve bekler. komutan geldikten, gerekli selamlaşma ve formaliteler yerine getirildikten sonra albay der ki:

a- komutanım ben sizi bir yerden tanıyorum!
k- imkansız! ben seni hayatımda ilk defa görüyorum, ismini dahi duymadım daha önce.
a- ben sizi vietnam savaşından tanıyorum komutanım, aynı siperde yan yana savaşmıştık!
k- albayım saçmalamayın ben vietnam’da savaşmadım ki! komuta merkezindeydim ve bölüğü idare ediyordum
a- yo komutanım çok net hatırlıyorum! hatta sizin kıçınıza bir mermi isabet etmişti ve çok kötü yara olmuştu!
k- olum adamı delirtme, sen başkasıyla karıştırıyorsun beni!
a- komutanım sizle 20 dolarına bahse girerim kıçınızda bir mermi yarası var!
–komutan bunun üstüne 20 dolar kazanma karşılığında bunu kanıtlamaya karar verir ve açıp kıçını yara izi olmadığını gösterir–
a- özür dilerim komutanım sizi hakkaten başkasıyla karıştırmışım!!
k- neyse olur böyle şeyler! der ve 20 dolarını memnun bir ifadeyle alır!

albay gittikten 10 dakka sonra telefon çalar ve komutan telefonu açar, karşıdaki ses 57. alay komutanının sesidir.
-albay geldi değil mi?
-geldi!
-kimseyle iddiaya girmedi değil mi?
-aslına bakarsanız girdi ve hatta kaybetti!
-komutanım lütfen bana albayın sizin kıçınızı gördüğünü söylemeyin!!!
-nerden anladınız bunu?
-o kurnaz eşşoğlueşşek 57. alaydaki herkezle kişi başı 50şer dolarına 51.alayın komutanının kıçını görebilirim diye iddiaya girdi..

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER