Nasıl Oldu

Nasıl Oldu

Nasıl Oldu

Hastane Acil servisine karı koca gelir. İşin ilğinç yanı her ikisindede garip yaralanmalar vardır.
Adamın aleti yarısı kopuk, kadının ise sağ omuzu yanık ve kafası yarılmış vaziyettedir.
Doktor her ikisininde yaralarına bakar ve gerekeni yapar.
Ancak durumu merak eder ve adama;
– ”Beyefendi bu yaralar nasıl oluştu?” diye sorar.
Adam da;
– ”Efendim gece saat 11 filandı işten eve yeni gelmiştim karım bana aç olup olmadığımı sordu.
Bende aç olduğumu söyledim.
Oda mutfağa gidip bana omlet yapmaya başladı.
Bende bu sırada arkasına geçip oynaşmaya başladım.
Karımda bana tavayı verip hemen soyundu ve sakso çekmeye başladı.
Omleti havaya atıp çevirirken iyice kendimden geçtim.
Omleti karımın omuzuna düşürdüm,
o acıyla aletimi ısırdı. bende bırakması için tavayı kafasına yapıştırdım”…

BONUS FIKRA

Temel ve Dursun akıl hastanesinden kaçınca doktorlar bütün gün ikiliyi aramış… Bakmadık yer bırakmamışlar ama bir türlü bulamamışlar. Akşam hastaneye dönünce Temel’le Dursun’u yerlerinde bulmuşlar;

– Sabahtan beri sizi arıyoruz, nereye gittiniz?

– Bugün prova yaptuk yarin kaçacağız.

Telefon

bir golf klübunun soyunma odasında bir sürü adam giyiniyormuş.ortada duran bir cep telefonu çalmış,

yakınındaki bir adam hands-free konum düğmesine basmış ve giyinirken konuşmaya başlamış.

adam: alo

kadın: merhaba şekerim, kulüpte misin?

adam: evet.

kadın: ay ben burda süper bir deri ceket gördüm.

1000 dolarcık. alabilir miyim?

adam: oluur, madem çok sevdin, al tabii.

kadın: aslında buradan önce de galeriye uğradım.

2018 modelleri gelmiş, tam istediğim renkte birini buldum.

adam: ne kadar?

kadın: 250 000 dolarcık.

adam: o parayı vereceksem bütün aksesuarlarını isterim ama…

kadın: yaşasınnn! bir şey daha var, geçen sene

beğendiğimiz ev yine satılık ve 550 000 dolar istiyorlar.

adam: tamam, ama 520 000 dolardan fazla verme sakın.

kadın: oldu şekerim. sonra görüşürüz. seni seviyorum.

adam: ben de seni…görüşürüz.

adam telefonu kapatıp afallamış şekilde onu seyreden topluluğa döner ve sorar:

“bu telefon kimin, bilen var mı?

Toprak

yaşlı bir adam varmış. bahçesine bir şeyler ekmek istemiş.

ancak toprak çok sert olduğundan, toprağı kazamamış.

hapisteki oğluna mektubunda da bundan bahsetmiş.

“sevgili oğlum, bu yıl patates ekmek istedim ancak toprak çok sertti kazamadım. eskiden sen ne güzel kazardın bu toprağı”, demiş.

bir kaç hafta sonra polisler gelmiş tüm bahçeyi kazmışlar.

bir şey bulamayıp geri dönmüşler. olaydan bir kaç gün sonra oğlundan mektup gelmiş.

“babacığım sakın kazma bahçeyi ben cesedi oraya gömdüm.”

sonra bir mektup daha gelmiş. “sevgili babacığım, şimdi git ve patatesleri ek. buradan yapabileceğim en iyi şey bu.”

mongolian vd

amerikalı tatil için çine gitmiş. çindeyken azıtmış ve k*ndom kullanmadan ilişkilere girmiş.

amerikaya dönüşünden 1 hafta sonra, uyandığında p*nisinde açık yeşil ve mor noktalar görmüş. korkmuş ve direk doktora görünmüş. doktor daha önce böyle birşey görmediğini söylemiş ve testler yapıp 2 gün sonra döneceğini söylemiş.

2 gün sonra adam doktorun yanına gitmiş. doktor “sana kötü haberim var. mongolian vd. hastalığı kapmışsın. çok nadir görünen ve neredeyse kimsenin duymadığı bir hastalık. bizde bu hastalık hakkında çok az şey biliyoruz” demiş.

adamın kafası karışmış ve “o zaman iğne falan yap ya da iyileştirecek birşeyler ver doktor” demiş.

doktor “üzgünüm ama bilinen bir tedavi yok. p*nisini kesmek zorundayız”

adam dehşete kapılarak bağırmış “kesinlikle hayır! buna izin veremem! ikinci bir yolu olmalı!”

doktor “peki bu senin seçimin. gidebilirsin fakat kesmemiz tek seçenek.”

adam sonraki gün bir çinli doktor aramış ve bulmuş. çinli doktorun hastalık hakkında daha fazla bilgisi olduğunu öğrenmiş.

çinli doktor p*nise bakmış ve “aaa evet bu mongolian vd. çok nadiiii gövülen bi hastalik”

adam “he he biliyorum fakat bunun için ne yapabiliriz? amerikalı doktor tek yolun p*nisimi kesmek olduğunu söylüyor.”

çinli doktor kafasını sallamış ve gülmüş “aptall amevikalı dokto, hep ameliyat etmek isteeeler fazla pağa kazanmak için. ameliyata geğek yok”

“oh çok şükür” demiş adam.

“evet” demiş çinli doktor. “koğkma sen. iki hafta daha bekle… zaten kendiliğinden düşücektiğ!”

Pazar Yeri

bizim temel otobusle pazar yerine dalip 8 kisinin olumune, 18 kisinin yaralanmasina sebep olunca tutuklanmis tabi.

karakolda nasil oldu anlat demisler.

frenlerum patladu usagum. ya otobus duraguna ya da ha bu pazar yerune dalacaktum. baktum otobus duragunda tek basina bi usak beklemekte, daha az can kaybi olsun diye otobus duraguna dalayum dedim. demiş.

polisler sormus: ama kardesim sen otobus duragina degil pazar yerine dalmissin.

temel cevaplamis:

her sey o usagun geldigimi gorup pazar yerine dogru kosmasiyla basladu, sonrasini hatirlamiyrum.

Elmanın Kabuğu

trenin birinde kayserili ile karadenizli karşılıklı yolculuk ediyorlarmış. kayserili’nin önünde bir çuval elma varmış.

adam sürekli elmayı soyup kabuğunu yiyerek gerisini bir poşete atıyormuş.

karadenizli dayanamayıp sormuş; ya uşak sen niye kabuğunu yiyorsun?

kayserili demiş ki; bu özel kayseri elması kabuğunun zekaya büyük etkisi var. al sen de ye demiş iki elma vermiş.

karadenizli iki elma soyup kabuğunu yemiş. e hani hemşerim ben bir şey anlamadım bundan demiş.

iki tane yemeyle anlamazsın demiş ve kilosu 10 liradan iki kilo vermiş.

karadenizli yarım kilosunu falan bitirmişken, kayserili elmanın kabuğunu atıp posasını yemeye başlamış.

-ya hemşerim sen şimdi de elmanın kendisini yiyorsun, yoksa sen beni mi kandırdın da?

-bak kabuk şimdi etkisini göstermeye başladı işte.

bazı şeyler vardır ki izah edilemez

çiftçinin biri meyhanede oturmuş deli gibi içerken arkadaşı gelir ve sorar:

“bu güzel günde niye ayyaşlar gibi içiyosun ki?” der.

çiftçi “bazı şeyler vardır ki açıklanamaz” diye inler. arkadaşı sorar:

“bu kadar kötü olan şey ne?”

“bugün oturmuş bizim ineği sağıyordum. kova tam dolmuştu ki, sol ayağıyla bir tekme attı kova devrildi…”

“tamam da buna bu kadar üzülmeye değer mi?”

“bazı şeyler vardır ki, açıklanamaz!”

“anlat sen… sonra ne oldu?”

“ben de bir ip aldım ve ineğin sol ayağını yandaki direğe bağladım.”

“sonra?”

“tekrar oturup sağmaya devam ettim. kova tam dolmuştu ki, bu defa sağ ayağıyla tekme attı ve kova yine devrildi.”

“yine?”

“bazı şeyler vardır ki, açıklanamaz!”

“peki sonra ne oldu?”

“ben de başka bir ip aldım sağ ayağını yandaki direğe bağladım. tekrar sağmaya başladım. kova tam dolmuştu ki, aptal inek bu kez de kuyruğuyla bir kova sütü devirdi.”

“hımmm, kötü ya!”

“bazı şeyler var ki açıklanamaz.”

“sonra ne yaptın?”

“ben de başka bir ip aradım ama bulamayınca belimdeki kemeri çıkarıp ineğin arkasına geçtim ve kuyruğunu tavana bağladım. tam o sırada, kemersiz kalan pantolonum düştü ve ben donla ineğin arkasındayken karım içeri girerek bizi o halde gördü…

“evet, bazı şeyler vardır ki izah edilemez!”

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER