Müsafir Temel

Müsafir Temel

Müsafir Temel

Dursun, imam nikahlı 4 karısıyla tek göz gecekonduda yaşamaktadır. arkadaşı temel’le karısı bir akşam ziyaretine gelir. karadenizlinin karadenizliye her daim ikramı, bir kaç kilo hamsi yapılır. yenilir, içilir sohbet edilir. vakit hayli geç olunca, dursun temel’i bırakmaz. yeriniz vardı, yoktu, olurdu, olmazdı derken temel ve karısı için de birer yer yatağı açar dursun.
hanımları bir yolunu bulup sitem ederler dursun’a. “ula dursun zaten yerimiz yok. ev tek oda. hem hani bu akşam hepimizle halvet edecektin?”
dursun da der ki “sırayla, bir saat arayla gidip dolabın kapısını açın. ben dolabın ışığında döşeğinizi bulup sizi memnun ederim”
sabah olmuş, dursun bütün hatunlarıyla aynı yöntemle sevişmiştir. temel de uyanır bi süre sonra.
-uşağım, nasıl rahat uyuyabildin mi?
-sorma dursun. balık çok tuzlu geldi. acaip susadım. sabaha kadar yandım kavruldum.
-e uşağım dolapta su vardı. kalkıp içseydin.
-ula nasıl kalkayım? dolabın kapısını açanı s*ktin!..

BONUS FIKRA

Peştemal

Timur ile Hoca bir gün hamama giderler. Hoşbeş ederken Timur, Hoca’ya sorar:
“Hoca, ben köle olsam bana kaç para değer biçerdin?”
Hoca:
“Ben bu işin tellalı değilim ama bir 15 akçe ederdin!”
Bu laf üstüne Timur çok sinirlerinir:
“Hoca” der “Senin dediğini kulağın duyuyormu? Sadece bu peştemal 15 akçe eder be!”
Hoca hiç istifini bozmadan:
“Ben zaten peştemale biçtim bu fiyatı!” der.

CEP TELEFONU YASAK

Temel otobüste cep telefonuyla Dursun’la konuşuyormuş.Otobüs şoförü Temel’i uyarmış: “Beyfendi cep telefonuyla konuşmanız yasak!” Bunun üzerine Temel: “Dursun benüm telefonla konuşmam yasakmus! Sen konuş ben dinliyrum!” demiş.

Üç Mektup

Padişah, Sadrazamı görevinden almıştı. Azledilen Sadrazam çelebi bir adamdı. Kendinden sonraki sadrazama görevi teslim ederken, eline üç zarf tutuşturdu. Kapalı zarflardı bunlar…

“Bak dostum…” dedi. Basın sıkışır, işler kötü gider ve içinden çıkılmaz hale gelirse, bu zarflardan birini aç. Ne yazıyorsa onu yerine getir. Yeni sadrazam altı ay içinde çuvallamıştı. Aklına “üç zarf” geldi.

Birincisini açtı. Tavsiye şuydu:

“Senden önceki dönemleri kötüle…”

Yeni sadrazam bir altı ayı da, kendinden öncekileri yerin dibine batıra çıkara geçirdi.

Ne var ki, işler hiç de iyi gitmiyordu. Toplumsal patlama kapıdaydı. Aklına yine “zarflar” geldi.

İkincisini açtı. Tavsiye şöyle:

“Çevreni kötüle…”

Sadrazam, bu telkini de yerine getirmeye çalıştı. Bir altı ay da böyle geçti ama; yine de çuvallamaktan kendini kurtaramadı.

Ve son zarfı açtı.

Kader ağlarını ormuştu.

Bu zarfın içinden kağıdın üzerinde şunlarn yazılıydı:

“Sen de şimdi üç zarf hazırla…”

mühendis

büyük bir sirketin üst düzey yöneticilerinden biri bir gün new york üzerinde balonla dolasmaya cikar. aksilik bu ya, pusulasini asagiya düsürür ve kaybolur. inmek icin uygun bir yer ararken bir gökdelenin tepesinde sigara icen bir adam görür ve alcalir:

“pardon. ben neredeyim acaba?” diye sorar.
“yerden 500 feet yükseklikte bir balonun icindesin” der adam.

yönetici sinirlenir:
“sen mühendissin degil mi?” diye sorar.
“evet.” der adam. “nereden bildin?”

“cünkü basim belada ve sana bir soru soruyorum. verdigin cevap 100% dogru fakat hic bir isime yaramiyor.”
“sen de yöneticisin degil mi?”

“evet sen nereden bildin?”
“cünkü yerden 500 feet yükseklikte bir balonun icinde kaybolmussun, pusulan yok, berbat durumdasin. fakat bu simdi benim sucum oldu.”

gemide

genç bir hanım lüks bir gemiyle geziye çıkmış. bu günlük onun günlüğü;

gün 1: bugün gezinin ilk günü. herşey bir harika; gemi, insanlar, eğlenceler… iyi ki bu geziye çıkmışım.

gün 2: öğle yemeği sonrası güvertede dolaşırken geminin kaptanıyla tanıştım, hoş bir adam.

gün 3: kaptanla arkadaşlığımız iyi gidiyor. beni kamarasına çağırdı bugün, gitmedim tabii ki.

gün 4: sabah kahvaltıda kaptan gene yanıma geldi. beni çok sevdiğini söyledi. kamarasına çağırdı gene. “gelmezsen gemiyi batırırım.”diye de tehdit etti.

gün 5: iki bin kişinin hayatını kurtardım.

ceza

papa vatikan’dan cikip araba ile paris’e gitmek ister. söförü makam arabasini hazirlar ve papa’yi paris’e götürmek üzere yola koyulur. bi’ süre sonra papa söföre ‘yillardir araba sürmüyorum paris’e kadar ben kullanayim’ diyerek söförle yer degistirir. fransa sinirini gectikten sonra papa radara yakalanir ve polisler araci cevirir. polis memuru papa’yi arabanin icinde görünce ne yapacagini sasirir ve müdürünü arar.

memur: müdürüm, radara kim yakalanirsa yakalansin cezasini kesin demistiniz.
müdür: evet, kim olursa olsun cezayi kes.

memur: ama müdürüm..
müdür: kim olursa olsun cezayi kesin dedim. kim yakalandi milletvekili mi ?

memur: yok müdürüm.
müdür: olsun, basbakan bile olsa cezayi kesiceksiniz herkese esit davranmakla yükümlüyüz.

memur: yok müdür basbakan da degil.
müdür: olsun, cumhurbaskani bile olsa cezayi kes.

memur: degil müdürüm cumhurbaskani da degil.

müdür: kim lan o zaman bu?
memur: müdürüm kim oldugunu bilmiyorum ama söförü papa…

aşk elbisesi

fadime kizini evermis, dügünden sonra bir hafta geçmis ses yok
-ula ha punlarin sesi solugu çikmiy, pen pugün bi dolanacagum demis; yeni

evlilerin kapisini çalmis…
kizi kapiyi açmis ki ne görsün fadime, kizi çirilçiplak:
uyyyy ha pu nedur usagum? ayuptur da!

kizi:- aaaa ne kadar geri kafalisin anne, bu ask elbisesi ask….

fadime töbe töbe diye tam içeri segirtecek olmus bakmis damat geliyor:

-ooo anne hos geldin?

fadime yüzünü gözünü nereye kaçiracagini sasiriyor, çünkü damat da anadan üryan..

-fadime : pu ne rezulluk derken , damat hemen:
-‘aaaa ne kadar geri kafalisin anne bu ask elbisesi’ demis.

çaresiz fadime bir kosuda almis solugu evde. acaba demis kendi kendine, ula, gerçekten ben geri kafali miyim?
sonra : üstünde basinda ne varsa soyunup dökünmüs. baslamis evde çiplak dolasmaya.

aksamüstü kapi çalinmis, fadime bakmis camdan ki ; gelen kocasi temel, saçini basini düzeltmis, açmis

kapiyi. fadime’yi bu halde gören temel’in gözler yerinden firlamis:

– ula ne dur bu hal, gafayi mi yedun da?
-hih demis! fadime, temele, ‘ne gadar geri gafalusun, ha bu ask elbisesidur da’

temel saskin cevaplamis:
‘ula ütüleseydun bari

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER