Kamyon Şoförü Evlenirse

Kamyon Şoförü Evlenirse

Kamyon Şoförü Evlenirse

Bir gün kamyon şöförü evlenmek ister.
Annesine evlenmek istediğini söyler.
Anneside onu karşı komşunun kızıyla evlendirir.
Evlenmeden bir gün önce kız annesine gerdek gecesinde ne yapacağını sorar.
Oda;
– ”Krem sür acımaz” der.
Zaman gelir bunlar odaya girerler.
Kız kremini sürmeye başlar.
Bunu gören adam bir şaşkınlık geçirdikten sonra boynundaki kolyeyi *ikine sarar.
Bunu gören kız hayretle sorar;
– ”Ne yapıyorsun”.
– ”40 yıllık kamyon şöförüyüm bana patinaj mı çektiriceksin” der.

BONUS FIKRA

Cami cami gezip cemaate vaaz veren hoca bir camiye girer.

Bakar ki iki yaşlı amcadan başka cemaat yok. Kendine kendine:

– Ben yine de konuşmamı yapayım! Diyerek kürsüye çıkar.

Hoca konuşmaya başlayınca yaşlı amcalardan biri uyur.

Diğeri de ağlamaya başlar.

Hoca anlattıkça o ağlar, o ağladıkça hoca coşar.

Konuşma bitince hoca kürsüden iner.

Sürekli ağlayan amcayla vedalaşırken:

– Ya amca sen niye bu kadar ağladın ki? Diye sorar.

Yaşlı amca :

– Ah evladım ah! Sen kürsüde o kadar coşarak anlatıyordun ki, keşke şu kulaklarım duysa da ne dediğini anlasam diye ağlıyordum! Demiş.

Temel ve Piyano

Temel Laz olduğu için kendinden nefret ediyormuş.

Amerika’ya göçmüş ve birçok estetik ameliyattan sonra burnunu düzelttirmiş,

iyi şekilde İngilizce öğrenmiş ve ünlü bir piyanist olmuş.

Günün birinde büyük bir topluluğa konser verdikten sonra seyircileri selamlarken ön taraftan bir ses duymuş;

– Helal sana hemşerum, çok iyi çalayusun da!

Temel şaşırmış bir şekilde sormuş;

– Benim Laz olduğumu nereden anladın yahu. Halbuki Lazlara benzememek için bir sürü ameliyat oldum.

– Nasıl anlamayayım, demiş adam.

Bütün piyanistler otururken sandalyeyi piyanoya doğru çekerler, sen ise sandalyeye oturup piyanoyu kendine çekeyusun da!

Fasulyenin Buğusu

Nasreddin Hoca Akşehir’de kadılık vazifesini yürütürken karşısına iki adam çıkmış.

Birisi öteden beri cimriliği ile ta­nınmış bir aşçı, diğeri de boynu bükük bir fakir.

Aşçı sözü almış;

─ Hocam, demiş, Ben bu adamdan davacıyım.

Dükkâ­nın önünde fasulye pişiriyordum.

Tencerenin kenarından bu­ğusu çıkıyordu yemeğin.

Bu adam elinde somunla geldi.

Kopardığı lokmaları ye­meğin buğusuna tutup başladı atıştırmaya.

Nihayet koca bir ekmeği bitirdi.

Ondan fasulye buğusunun parasını istedim, vermedi.

Nasreddin Hoca anlatılanları dikkatlice dinledikten sonra fakire dönüp;

─ Doğru mu bunlar? diye sormuş.

─ Evet, demiş fakir adam.

─ Öyleyse para kesesini çıkar bakalım, demiş Hoca.

Zavallı fakir, kadı efendiye karşı gelememiş.

İçinde üç beş akçe bulunan para kesesini Hoca ya uzatmış.

Bu sefer aşçıyı çağırmış yanına.

Keseyi kulağına yaklaştırarak şıngırdatmaya başlamış. Sonra da;

─ Haydi, demiş. Aldın işte alacağını.

Aşçı;

─ Nasıl olur? diye şaşkınlığını belli etmiş.

Paramı ver­mediniz henüz.

Hoca cevap vermiş;

─ Fazla uzatma, yemeğin buğusunu satan paranın da se­sini alır elbet!

Kayınvalide ve Damatları

Üç damadı olan bir kayınvalide, damatlarının onu sevip sevmediğini anlamak ister…

Bir gün büyük damatla gezintiye çıkar ve sahilde gezinirken denize düşer (atlar).

Damat hemen peşinden atlayarak onu kurtarır.

Bir sonraki gün damat kapıda sıfır bir peugeot 206 görür, camın üzerinde şu not vardır;

“Beni kurtardığın için teşekkürler. Seni seven kayınvaliden”.

Başka bir gün ortanca damatla gezintiye çıkarlar ve kayınvalide yine suya düşer.

Ortanca damat da hemen peşinden atlar ve kurtarır.

Ertesi gün kapıda bir Ford Focus, ve ön camında bir not;

“Beni kurtardığın için teşekkürler. Seni seven kayınvaliden”.

Aynı senaryo küçük damatla da denenir ancak, küçük damat bunun daha önce olması gerektiğini düşünür ve kılını bile kıpırdatmaz.

Kayınvalide boğulur.

Bir kaç gün sonra kapıda son model Porsche Carrera GT, ve ön camında bir not:

“Teşekkürler. Seni seven kayınpederin”.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER