Cikolata bitti, Sahlep var

Cikolata bitti, Sahlep var

Cikolata bitti, Sahlep var

Başı beladan kurtulmayan Nam-ı Kemal bu sefer de yeniçerilerden kaçmaktadir!

O koştukça yeniçeriler arkasından gelir.

En sonunda köyün meydanına gelen Nam-ı Kemal çareyi çıplak bir heykelin yanına geçip aynı onun gibi çırılçıplak durmakta bulur.

Bu heykel de çocuklarin *arragini tutup aşağı doğru hareket ettirdiğinde alttan çikolata veren bir heykeldir…

Tabii cok geçmeden Nam-ı Kemal´i de bu heykel gibi zanneden bir cocugun annesi bizimkinin dalgasını tutar ve asagi dogru indirir.

Tık yok! Canı yanar Kemal´in ama yeniçerilerde meydanda onu aradigindan sesini çıkaramaz, kadın bir daha dener bir daha ve bir daha…

Dayanma noktasının sınırına gelen Nam-ı Kemal sessizce kadına;
-“Cikolata bitti, Sahlep var sahlep” der

BONUS FIKRA

Bir gün son model bir mercedesle Trabzona gelen Temel, arkadaşları ile muhabbete başlamış.

Konu arabalardan açılınca,

Temel başlamış arabasını övmeye:

– Almanlar ne kadar zeki insanlar yahu, yaptıkları araba dört dörtlük.

Şöyle iyi araba, böyle rahat araba, çok hızlı araba…

Böyle konuşulurken, iş iddiaya binmiş. Temel demiş ki:

– Ben arabamla Trabzondan Samsuna 3 saatte giderim.
Arkadaşları itiraz etmiş:

– Gidemezsin!..

– Giderim!..

– Yahu Trabzon Samsun arası 325 kilometre.

Otobüsle hemen hemen 5 saatte gidiliyor.

Sen 3 Saatte nasıl gideceksin?

Temel hemen arabasına binmiş ve arkadaşlarına seslenmiş:

– Gideyim de görün ula uşaklar!..

Arkadaşları sormuş:

– İyi de, biz senin oraya ne zaman vardığını nereden bileceğiz?

– Samsuna varınca telefon ederim.

– Samsundan aradığını nereden bileceğiz?

Sen Samsuna varır varmaz filanca kişiyi bul, o bizi ev telefonuyla arasın.

Temel, adresi alarak yola çıkmış ve 2,5 saatte Samsuna varmış, sözü edilen kişiyi bulmuş ve Trabzona telefon etmişler.

Şaşıran arkadaşları Temel’i kutlamışlar:

Sizin Aracınızı Görünce

Sürücü dikiz aynasında kendisini izleyen polisi farkedince kaçabileceğini düşünerek basmış gaza.

Ancak polisi atlatamayacağını anlayınca, pes edip çekmiş kenara.

Polis arabasından inmiş. Kızgın bir sesle:

– “Bana bak, çok yorgunum, üstelik keyfim de kaçık. Mantıklı bir özür söyle yoksa yaktım çıranı!”

Sürücü:

– “Karım geçen ay bir polisle kaçtı.

Aynada sizin aracınızı görünce, kaçtığı polis onu bana geri getiriyor sandım…”

Hiç inanmazlar

Sultan Mahmut, yolda gördüğü bir çocuğa bir altın verdiğinde, çocuk onu almamış.

Sultan, büyük bir merakla bunun sebebini sorduğunda, çocuk:

– Sultanım! Annem ve babam bu altını gördüklerinde, “Onu mutlaka çaldın” diyerek bana kızarlar.

Sultan Mahmut:

– O zaman kolayı var, diye yol göstermiş. “Bunu bana padişah verdi.” dersin.

Çocuk:

– Hele o zaman hiç inanmazlar, diye atılmış.

“Eğer padişah verseydi, bu kadar az vermezdi.” derler.

Sultan Mahmut, çocuğun bu inanılmaz zekasını bir kese altınla ödüllendirir.

Daha büyük bir sorun

Adam iş dönüşü karısı ile sohbete başlamış.

– Karıcığım, görüyorum ki benim bir fotoğrafımı sürekli olarak çantanda taşıyorsun.

Niçin?

– Ne zaman bir sorunla karşılaşırsam, karşılaşayım, ne kadar büyük olursa olsun, senin fotoğrafını çantamdan çıkarıp baktığımda sorun ortadan kalkıyor.

Adam gülümseyerek; “Bak, ne kadar iyi birisi olduğumu görüyor musun?”

– Evet. Ne zaman çantamdan fotoğrafını çıkarıp bakarsam, kendi kendime;

“Bundan daha büyük bir sorun olabilir mi?” diye soruyorum.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER