Bu gece uyuyalım bari

Bu gece uyuyalım bari

Bu gece uyuyalım bari

Adamın biri bir aydır tatilde yalnız başına bıraktığı karısını hafta sonu nedeniyle ziyarete gitmişti.
Karısı kendisini otogarda karşılayıp boynuna atladı.
– ”Ah sevgilim, bilsen seni ne kadar özlemişim… gelmene öyle mutlu oldum’ki”.
Akşam yemekten sonra karıkoca oteldeki odalarına çekildiler. Kapıyı kapatır kapatmaz öpüşüp koklaşmaya, tatlı sözler mırıldanmaya başladılar. Fakat tam bu sırada komşu odadan bir tekme duvara indi.
Ardından öfkeli bir ses gürledi;
– ”Yeter yahu… Her geceki gibi gene başlamayın… bırakın’da hiç olmazsa bu gece uyuyalım bari”…

BONUS FIKRA

Adam karısı ile birlikte doktora muayene olmaya gider.

Muayene biter ve doktor odasından çıkarak kadının yanına gelir ve Kocanizin ölmemesini istiyorsanız şu kağıda yazdıklarımı uygulayacaksınız der

1-Sabahları güler yüzle güzel bir kahvaltı hazırlayın ve ise mutlu gitmesini sağlayın

2-Ögleleri eve geldiğinde güler yüzle karşılayın ve güzel bir öğle yemeği ile takdir edildiğini hissettirin, böylece günün geri kalan kısmını da iyi geçirmesine yardım edin.

3-Akşamları eve geldiğinde yemek özellikle güzel olmalı. Eve gelince eline bir kadeh içki verin dinlenmesini sağlayın.

4-Haftada en az üç kere birlikte olun, eğer isterse daha fazla birlikte olun. Ve tamamıyla tatmin olduğundan emin olun.

“Eger bu dediklerimi harfiyyen uygularsaniz kocanızın sağlık yonunden hiçbir problemi olmayacak” der doktor. Eve geldiklerinde adam karısına sorar,

– Ne dedi doktor sana?

Kadın cevaplar: Ölecekmişsin.

Aşk elbisesi

Fadime kızını evermiş, düğünden sonra bir hafta geçmiş ses yok.

“Ula ha punların sesi soluğu çıkmiy, pen pugün bi dolanacağum” demiş.

Yeni evlilerin kapısını çalmış. Kapı açmış ki ne görsün, kızı çırılçıplak.

– Uyyyy ha pu nedur uşağum? Ayuptur da! Kızı:

– Aaaa ne kadar geri kafalısın anne, bu aşk elbisesi!

Kadın töbe töbe diye içeri seğirtecek olmuş bakmış damat geliyor.

Kadın gözünü nereye kaçıracağını bilmiyor, çünkü damat da anadan üryan.

– Ooo anne hoş geldin?

‘Pu ne rezulluk’ diyecek olmuş, Damat hemen:

– Aaaa ne kadar geri kafalısın anne, bu aşk elbisesi!

Şaşkın eve dönen Fadime’yi bir düşünce almış.

Acaba demiş, gerçekten ben geri kafalı mıyım?

Sonra yatmış aklına. Üstünde başında ne varsa soyunup dökünmüş.

Başlamış evde çıplak dolaşmaya. Akşamüstü kapı çalınmış.

Camdan bakmış gelen Temel, saçını başını düzeltmiş, açmış kapıyı.

Fadime’yi bu halde çırılçıplak gören Temel’in gözleri yerinden fırlamış:

– Ula ne dur bu, gafayi mi yedun da?

‘Hih’ demiş Fadime,

– ‘Ne gadar geri gafalusun, ha bu aşk elbisesidur da’

Temel şaşkın cevaplamış:

’Ula ütüleseydun bari…’

Bir Tas Çorba

bir zamanlar çok ünlü bir sarraf varmış.

her şeyin değerini bilir, değer biçermiş.

olmadık şeyler olmuş, yerini yurdunu terk etmek zorunda kalmış. ardındakilerden kurtulmak için izini kaybettirmeye karar vermiş.

gitmiş bir ağanın yanına:

“ağam, ben çok iyi bir sarraftım ama kader bana bir vurdu ki, allah kimseye böyle tokat nasip etmesin, bu hallere düştüm. ocağında bana da bir yer var mı?”

ağa bakmış, “çalışacak bir kol daha” demiş ve has adamına buyurmuş.

“buna ahırda bir yer var. günde de bir tas çorba ile yarım somun ekmek. çalışsın bakalım.”

gel zaman git zaman haftalar geçmiş, adamın biri ağaya bir taş getirmiş. ağanın daha önce görmediği güzellikte bir taş. adam oldukça yüksek bir fiyat biçmiş. ağa beğenmiş alacak ama içinde o kadar edip etmeyeceğine dair bir kuşkusu var. o anda aklına sarraf gelmiş.

çağırtmış sarrafı. değer biçmesini söylemiş.

“ağam, demiş sarraf. bu iyidir hoştur da bu taş değildir. yumurtanın etrafına kaplanmıştır ağacın özü. sertleşip bu hale gelmiştir. bir gün böcek çıkar, taşı kırar.”
satıcı isyan etmiş, yalan söylüyor bu adam diye.

sarraf kendinden çok emin. ağa sarrafa hata yapıyorsa ömür boyu her gün sopa çektireceğini söylemiş. sarrafın kılı kıpırdamamış. ağa da mücevheri kıracağını, içinden böcek çıkarsa para vermeyeceğini, kırmazsa istediği değeri ödeyeceğini söylemiş. satıcı kabul etmiş. taşı kırmışlar. içinden küçücük bir yumurta çıkmış. ağa çok sevinmiş.
yardımcısına, “bundan sonra bu adama günde 2 tas çorba vereceksin” demiş.

bir süre sonra adamın biri ağaya muhteşem bir at getirmiş.

istediği para ise olacak gibi değil ama ağa ata bayılmış.

aklına sarraf gelmiş. çağırtmış sarrafı.

“sen attan da anlar mısın sarraf?”

“ağam benim bilgim bilimden değil ilimden. bana el verdiler. her şeyden anlarım” demiş.

“o zaman bak şu ata. sen tamam dersen alacağım.”

sarraf ata bakmış:

“çok güzel at. iyilerin iyisi de, bunun bir arazı var. bu derede on dakika yürüdü mü, çıktığı zaman ayağı sürçer. dörtnal denersen düşer” demiş.
atın sahibi itiraz etmeye başlamış.

ağa, atı deneyeceklerini, sarrafın dediği gibiyse yarı parasına alacağını, ayağı sürçmezse adama istediği parayı vereceğini söylemiş. dere kenarında atı denemişler, sarrafın dediği olmuş.

ağa adama yarı parayı ödemiş, yardımcısına da bundan sonra sarrafa günde 3 tas çorba verilmesini emretmiş.

günler geçerken ağanın aklına sarraf gelmiş.

“acaba her şeyi bilir mi diye?” çağırtmış yanına.

“sarraf, sen adam da tartar mısın? bilir misin adama değer biçmeyi?”

“evelallah ağam” demiş sarraf.

“o zaman söyle bakalım ağan nasıl bir adam?”

“yapma ağam, etme. pırlanta gibi adamsın.”

“geç ulan geç bunları. bana doğruyu söyle yoksa yanımdan atarım seni.”

“etme ağam, sonra kızarsın, kıyarsın bana.”

sarraf bu lafı edince ağa iyice huylanmış. bakmış sarraf yanaşmıyor. konu da kendisi. adamın da ustalığını biliyor. bir yandan korkuyor ama bir yandan da deli merakı var.

“söyle, söz sana hiçbir şey yapmayacağım” demiş.

sarraf nasıl söyleyeceğini evirmiş çevirmiş kafasında bulamamış.

sonunda patlamış:

“sen p*çsin ağam. senin baban ağa değil.”

ağanın beti benzi atmış. çekmiş kılıcını kınından. adamlarına sarrafı tutmalarını söylemiş. varmış anasının yanına:

“ana doğruyu söyle, babam kim?”

anası eveleyip gevelemeye başlamış. ağanın alnında boncuk boncuk terler birikmiş.

“bak ana, bir ayağın çukurda, öbür dünyaya bir garibanın kanı elinde gidersin, bana doğruyu söyle.”

anası bakmış kaçış yok konuşmaya başlamış:

“oğul, baban 3 gün dedi gitti. üç ay gelmedi. ben de bir gece şeytana uydum. bizim aşçı çok yakışıklı, babayiğit bir adamdı. onunla yattım. sana hamile kaldım.”

ağanın başından kaynar sular dökülmüş.

gelmiş sarrafın yanına.

adamlarına bırakmalarını işaret etmiş.

adamlar sarrafı bırakıp gitmişler.

ağa başı öne eğik oturmuş.

sarraf sormuş:

“babanın aşçı olduğunu da söyledi mi?”

ağa kafasını sallamış.

“nereden anladın?”

sarraf acı acı gülmüş:

“ağam, ben sana iki kere servet hediye ettim. sen ‘ben bu adamdan nasıl yararlanırım’ diye düşünmedin bile. aklın fikrin verdiğin bir tas çorbada.”

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER