Boluda İnecektim

Boluda İnecektim

Boluda İnecektim

30 yaşlarında güzelce bir kadın, kucağında bebeğiyle, Ankara Garından otobüse biner.

Yanına irikıyım bir adam oturur…

Otobüs Kızılcahamama vardığında, kadın emzirmek için memesini açar,

çocuğun ağzına dayar, çocuk direnir, başını çevirir, kadın sertçe uyarır, Alsana yavrum, bak yoksa amcaya veririm…
Adam çaktırmadan gözucuyla bakar, önüne döner…

Boluya geldiklerinde, kadın yine memesini çıkarır, çocuk yine direnir, kadın yine uyarır,

Al, yoksa amcaya veririm haaa… Adapazarı, İzmit, aynı replikler tekrarlanır…

İstanbul gişelere gelindiğinde, kadın yine Al, yoksa amcaya veririm deyince, adam patlar…

Hanım hanım, vereceksen ver artık,

Boluda inecektim, senin yüzünden buralara geldim!

BONUS FIKRA

Japonya’da 4. yüzyılın sonlarına doğru tahta oturan İmparator Nintoku,

yüksek bir kuleye çıkar ve ülkesine bakar. Gökyüzüne doğru yükselen tek duman dahi göremeyince,

halkının yoksul düştüğüne ve bu yüzden hiç kimsenin evinde pirinç dahi pişiremediğini anlar.

Hemen bir ferman çıkaran Nintoku, halkının üç yıl boyunca sadece kendileri için çalışmasını emreder.

Sarayda çalışanları bile evlerine gönderir…
Sadece kendileri için çalışan halk, üç yılın sonunda bolluğa kavuşur…

Nintoku kuleye çıkar, ülkenin her yerinde ocakların tütmekte olduğunu yükselen dumanlardan anlar.

Yanındaki eşine sevinç içinde “artık zenginiz” der…
İmparatoriçe ise üç yıl boyunca bakımsızlıktan dolayı her yeri eskiyen,

çatısı akan, çiçekleri solmuş sarayı göstererek “sen bu halimize zenginlik mi diyorsun” der…
Nintoku’nun yanıtı, yüzyıllardır Japonlar’ın aklından çıkmaz;

“Halkın fakirliği, bizim fakirliğimizdir, zenginliği de bizim zenginliğimizdir.

Kıyamet Kopmayacak mı?

Nasrettin hoca’ nın arkadaşları hocaya bir şaka yapmaya karar vermişler.

Hoca’ nın yanına gidip, hocam “duyduk ki yarın kıyamet kopacakmış.

gel senin şu kuzuyu keselim. Bir güzeli yiyelim” demişler.

Hoca söylenene inanmamış ama yinede tamam demiş.

“Yarın göl kenarında buluşalım.

Orada keser yeriz.” Ertesi gün olmuş.

Hoca ve arkadaşları göl kenarında buluşmuşlar.

Hoca demiş ki ” Ben ateşi yakıp, eti pişirinceye kadar siz biraz gölde yüzün.”

Bu teklif arkadaşlarının hoşuna gitmiş. Kıyafetlerini çıkarıp göle girmişler.

Biraz zaman geçince gölden çıkmak istediklerinde bir de bakmışlar ki hoca bütün kıyafetlerini yakmış, çıplak kalmışlar.

– Aman hoca ne yaptın sen, biz şimdi nasıl köye döneceğiz.

Bunu duyan hoca gülerek cevap vermiş:

– Bu kadar üzülmeyin canım, nasılsa yarın kıyamet kopmayacak mı?

Yüzüne Tükür

Yazın karınca gece gündüz, durmaksızın çalışırken; ağustos böceği vur patlasın çal oynasın,

şarkılarla, türkülerle, eğlenerek geçirmiş tüm zamanını…

Nihayetinde kış gelmiş…

Karınca sıcacık evinde, kışın yiyeceğini biriktirmiş olmanın gururuyla evinde keyif sürerken;

bir gün aniden kapısı çalınmış. Gelen ağustos böceğiymiş…

– Eee, demiş karınca. Yaz boyunca vur patlasın çal oynasın eğlendin.

Oysa ki ben kışı düşünüp çalışıp çabalayıp, alnımın teriyle yiyeceğimi biriktirdim.

Şimdi sen benden bir parça yemek isteyeceksin öyle mi?

Ağustos böceği:

– Hayır dostum, sen beni tamamen yanlış anladın! demiş.

Şimdi ben yazın saz çalarken, ayıptır söylemesi biraz para yaptım.

Hatta meşhur oldum, şimdi Avrupa turnesine çıkıyorum.

Gelirken bir hediye de sana alayım istedim.

“Özellikle istediğin bir şey var mı?” diye sormaya geldim.

Karınca bir bakmış ki ağustos böceğinin hiç de aç bir hali yok.

Giyimi kuşamı yerinde, kolunda kızlar, az ilerde de kocaman bir limuzin şoförü ile onu bekliyor.

Karınca:

– Yok, dostum ne isteyeyim? demiş.

Canının sağlığı…

Yalnız; Fransa’ya uğrayacak olursan,

Paris’te La Fontaine diye bir adam varmış.

Yazar… Eğer onu görecek olursan benim için yüzüne bir tükür olur mu?

Spagetti

Özel muyenehanesinde hizmet veren evli bir doktor, hemşiresi ile yakınlaşmaya başlar.

Bu yakınlaşma giderek arkadaşlığa, sevgililiğe sonrasında da kaçamak buluşmalara dönüşür.

Bir müddet sonra hemşire doktora hamile olduğunu söyler.

Doktor bu olayı karısından gizlemek istediğinden; hemşireye bir miktar para verir ve İtalya’ya gidip, çocuk doğana kadar orada kalmasını ister.

Hemşire sorar:

– Bebeğimiz doğduğunda haber vermemi ister misin?

Doktor:

– Bebek doğunca bana hemen bir kart gönder. Arkasına “spagetti” diye yaz. Bu bizim şifremiz olsun.

Hemşire parayı alıp uçağa biner ve İtalya’nın yolunu tutar…

Altı ay kadar sonra, bir gün doktorun karısı telefon eder.

“Hayatım bu gün postadan senin adına İtalya’dan gönderilmiş ilginç bir kart geldi.

Fakat ben pek anlam veremedim.” der.

Doktor hemen kartın doğum haberi anlamına geldiğini anlayıp;

“Eve gelince bakarım hayatım, şimdi hastam bekliyor.” deyip telefonu kapatır.

Akşam da neşe içinde evin yolunu tutar. Doktor eve geldiğinde karısı ona kartı verir.

Kartı okuyan doktor, ani bir kalp kriziyle olduğu yere yığılır.

Acil yardım ekibinin gelip, ilk müdehaleyi yapar.

Doktor durumu biraz düzelmiş halde, ambulansla hastaneye götürülürken; elinde bir kartı sıkı sıkıya tuttuğu farkedilir.

Acil yardım personeli doktorun elindeki kartı güçlükle alır ve ister istemez okur:

“Spagetti! Spagetti! Spagetti! Spagetti! İki sosisli, iki sade!…”

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER