Bekar Barı

Bekar Barı

Bekar Barı

Dört yakisikli, Amerika’da bekar barlarindan birine gitmisler.Yalniz insanlar, yalniz gecelerinde bir seyler bulabilmek icin giderler bu barlara..

Onun icin adi
-“Bekar Bari”dir zaten..Masaya oturmuslar ki, yan masada muhtesem bir kadin..

Boyle bir kadin nasil yalniz kalabilir.Masalarina davet etmisler..

Ickiler, sohbet ve delikanlilarin, iclerinden geceni aynen disa vuran gozleri..
Kadin -“Anliyorum, hepiniz geceyi benimle gecirmek icin can atiyorsunuz,ama dordunuzle birden olmaz.Icinizden birini secerim, isterseniz” demis..

-“Kabul” demis delikanlilar..”Nasil sececeksiniz?..”
-“Teskilatlarinizi goreyim” demis kadin.. Dordu de teskilatlari masanin uzerine uzatmislar.

Kadin inceleye dursun, barin kapisindan iceri iki escinsel girmis. Salonun ote yaninda bir masaya oturmuslar. Birisi

-“Ben soyle bir bakayim bakalim etrafa, ne var ne yok” diye dogrulmus.

Dolasirken, uzerinde dort teskilat masayi gormus.Kosarak arkadasinin yanina donmus..

-“Kalk, cabuk kalk, hemen obur tarafa gidelim..”
“Ne var” demis, oturan escinsel.”Ne var, bu heyecan ne?..”

“Daha ne olsun orda açik bufe var!..”

BONUS FIKRA

Genç milyonerin biri kafeterya da otururken yanına yaşlı bir adam yaklaşır.

Yaşlı adam cebinden altın kaplamalı çakmağını çıkartıp gösterip:

-“Bu çakmağı, servetiniz karşılığında satın almanızı teklif ediyorum” der.

Zengin:

-“Bu basit çakmağın karşılığında servetimi mi istiyorsun !! Çıldırdın mı sen!!! ???

Yaşlı adam:

-Bu tahmin ettiğiniz gibi basit çakmak değil der.

Ve çakmağı çakar.. Çakmaktan bir cin çıkar ve sorar:

-“Buyurun bayım, benden ne istersiniz?” diye sorar

Yaşlı adam

-“Bana bir çay getir” der.

Saniyede masaya sıcacık nefis kokusu ile çay peyda oluşuverir.

Zengin bu durumdan şaşkına döner ve sevinir.

Cebinden kalem kağıt çıkartıp bütün servetini yaşlı adama bu çakmak karşılığına, vermeyi kabul ettiğini yazıp imzalar.

Zengin acele ile evin yolunu tutar.

Eve geldiğinde çakmağı denemek ister ve çakar.

çakmaktan cin çıkar ve sorar:

-“Buyrun bayım, benden ne istersiniz?”

Zengin büyük bir heyecan ve kıs kıs bir gülümseme ile;

-“Bana o yaşlı adama verdiğim bütün servetimi geri getirmeni, ayrıca özel bir uçak ve çok güzel bir yat istiyorum.

Tabii bir de içinde, çok güzel mavi gözlü beni bekleyen sarışın bir afette olsun.”

Cin:

-“Özür dilerim bayım.. Ben yalnız çay ve kahve yapmasını bilirim.” 

Genç zenginin gözleri fal taşı gibi açılır ve iş işten geçmiştir.

Şimdi Bu yazıdan alınacak en önemli derslerden birisi, “hiçbir şey için asla ve asla acele karar verme”.

Dibini görmediğin bulanık suyun içine girmek gibidir.

Hayatınızda başarılı ve hedeflerinize ulaşabilmek için lütfen, iki kere, üç kere, hatta dört kere düşünün.

Yeter Be

Durmuş efendi, Sarılar kasabasının en yaşlısıydı ama yaşı tam olarak bilinmiyordu.

Dünyaya geldiğinde nüfus dairesinde kaydı yapılmamış.

Durmuş efendi daha 6 aylıkken babası vefat ettiğinden başka biri gidip kaydettirmemiş.

Kendinden küçük olan üvey kardeşi, Selami, veremden ölünce Selaminin ölümünü de bildirilmemiş.

Böylece Durmuş, Selaminin nüfus kaydıyla yaşamış.

Çok çileler çekmiş olan Durmuş efendi ömür boyu hep çalışmış, mücadele etmiş.

Uğraşısı, kavgası boşa çıkmamış; Sarılar kasabasının en zengini ve nüfuz sahibi olmuş.

6 oğlu ve 4 kızı olmuş ve torunlarının sayısı 50 den fazla.

Durmuş efendi iki hafta önce aniden hastalanmıştı ve sağlığı her geçen gün kötülüleşmekteydi.

Mide sancılarıyla başlayan hastalık felce dönmüştü.

Eli, kolu tutmuyor; yattığı yerden kıpırdayamıyordu.

Hastanede kalmak istemediğinden evine doktor ve hemşire geliyordu.

Kızı Elif babasına bakıyordu.

Durmuş efendi çocuklarını başına topladı.

Durmuş efendinin evlatları her ne kadar üzgün görünseler de aslında hepsi çok heyecanlıydı çünkü vasiyetin açıklanacağını düşünüyorlardı.

Her biri kendine mirastan ne verileceğini merak ediyordu.

En küçük olan Tekin’deki heyecan sanki doruktaydı.

İki yıl önce üniversiteyi bitirmişti ama halen babasının yanındaydı.

Halbuki üniversitede tanıştığı Mine ile evlenip İstanbul’da kendine yeni bir hayat kurmak istiyordu.

Babasını ikna edememişti ama babasının vefatından sonra hissesine düşen mirası hemen satıp kasabadan gidecekti.

İyi doğrulturum

Zalim bir vali vardı. Bu vali bir gün adamlarını göndererek Hasan Basri Hazretleri’ni yakalatmak istedi.

O da bir vakit ders verdiği Habib-i Acemi Hazretleri’nin kulübesine gelip saklandı.

Valinin adamları geldi ve hışımla:

– Hasan Basri’yi (r.a.) gördün mü? diye sordular.

O gayet sakin:

– Evet, dedi.

– Nerede?

– İşte şu kulübemde…

Adamlar kulübeye daldı, fakat bir türlü Hasan Basri Hazretleri’ni bulamadılar. Dışarı çıkınca tehdit edip:

– Ya şeyh, niçin yalan söylüyorsun? dediler.

– Ben yalan söylemedim, dedi. Siz göremedinizse, benim suçum ne?

Tekrar girdi, aradı, fakat bulamadılar. Onlar gidince, Hasan Basri Hazretleri:

– Ey Habib! Biliyorum ki Rabb’im senin hürmetine beni onlara göstermedi.

Fakat yerimi niçin söyledin, hocalık hakkı yok mudur? dedi.

Hazreti Habib mahcub bir şekilde:

– Ey Üstadım! Sizi bulamamaları benim hürmetime değil, doğru söylediğimizdendir.

Çünkü bilirsiniz ki, Doğruların yardımcısı Allah’tır.

Eğer yalan söyleseydim, sizi de beni de götürürlerdi, dedi.

Tevil yapmaya, bir zalimin elinden bir mazlumu kurtarmak için, yalan söylemeye ruhsatın olduğu yerler olsa bile, efdal olan, eğer Habib-i Acemi Hazretleri gibi bir teslimiyetiniz varsa, doğruyu söylemektir.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER