Aynı Doktor

Aynı Doktor

Bunalıma giren bir rahip, bir ruh doktoruna gitmiş. Rahibi sabırla dinleyen ruh doktoru, demiş ki:

– Bir doktor olarak sana şunları öneriyorum; birkaç gün için, üzerinden bu elbiseleri çıkar, alelade insanlar gibi giyin, büyük şehre git, keyfince yaşa.

 Doktorun tavsiyelerine uyan rahip, uçağa atladığı gibi Londra’ya gitmiş. Orada gününü gün eden rahip, güzel yemekler yemiş, güzel filmler, müzikaller izlemiş ve bir gece bir üstsüzler barına uğramış. Boş bir masaya oturan rahibin yanına bikinisinin sadece altını giymiş olan harika bir sarışın gelmiş ve sormuş:

– Ne içersiniz muhterem peder?

Panikleyen rahip, telâşla sormuş:

– Rahip olduğumu nerden anladınız?

Harika sarışın garson kız eliyle sus işareti yapmış, sağı solu kontrol ettikten sonra, rahibin kulağına eğilip şöyle demiş:

– Sakin ol, aman kimseye çaktırma; ben Rahibe Terasa. Benim doktorum da aynı!..

BONUS FIKRA

KAVAK İLE KABAK

Kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş. Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış. Yağmurların ve güneşin etkisi ile müthiş hızla büyümüş ve neredeyse kavak ağacıyla aynı boya gelmiş. Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa:

– “Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç?”

– “On yılda” demiş kavak.

– “On yılda mı” diye gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak.

– “Ben neredeyse 2 ayda seninle aynı boya geldim bak.”

– “Doğru” demiş ağaç.

– “Doğru”

Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgârları başladığında kabak önce üşümeye başlamış sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış. Sormuş endişeyle kavağa:

– “Neler oluyor bana ağaç?”

– “Ölüyorsun” demiş kavak.

– “Niçin?”

– “Benim 10 yılda geldiğim yere 2 ayda gelmeye çalıştığın için.”

BEYAZ SAÇLAR

Küçük çocuk bir gün annesine sormuş;

– Anneciğim, senin kafandaki saçların neden beyazlıyor?

Annesi;

– Yavrum, sen beni her üzdüğünde saçımın bir teli beyazlıyor, elbette bir sebebi var!

Çocuk annesinin duyacağı tonda başlamış cevabı yorumlamaya;

Hımm şimdi anlaşıldı, anneannemin saçlarının neden bembeyaz olduğu!

Korkuyor!

İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor.

Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için.

Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.

Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.

Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.

Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için.

Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için.

Ve ölmekten korkuyor aslında yaşamayı bilmediği için.

William Shakespeare

***

Yatağımın karşısında bir pencere var.

Odanın duvarları bomboş.

Nasıl yaşadım on yıl bu evde?

Bir gün duvara bir resim asmak gelmedi mi içimden?

Ben ne yaptım? Kimse de uyarmadı beni.

İşte sonunda anlamsız biri oldum. İşte sonum geldi.

Kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım; kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım…

Oğuz Atay / Tutunamayanlar

Tüm Karanlığa İnat Göğe Bakalım!

Bundan yaklaşık 1600 yıl önce Mısır’ın İskenderiye kentinde korkunç bir cinayet işlenir; ‘iffetsiz’ ve ‘günahkâr’ olmakla suçlanan bir kadın toplumun gözleri önünde ‘öfkeli’ bir güruh tarafından linç edilir.

Taşa tutulan, parçalara ayrılıp yakılan kadın, matematikçi, gökbilimci, filozof Hypatia’dır.

Büyük İskender’in M.Ö. 332 yılında kurduğu İskenderiye, yüzyıllarca barış içinde yaşadı. M.Ö. 30’larda Roma’nın hâkimiyetine geçen kentte barış ortamı M.S. 300’lerde bitti.

Limanları, bilginleri, kültür merkezi, dev kütüphanesi ve üniversitesiyle İskenderiye o dönem ticaretin ve aydınlanmanın merkeziydi.

Başında ünlü matematikçi Theon’un bulunduğu okulda kızı Hypatia da matematik, felsefe ve astronomi dersleri veriyor, Platon, Aristo ve Oklid’in fikirlerini tartışmaya açtığı bu dersler dünyanın dört bir yanından gelen öğrencilerle dolup taşıyordu…

Kentin dokusu Hıristiyanlığın resmi din olarak kabul edilmesinin ardından hızla değişti. İktidara egemen olan Hıristiyanlar, Pagan ve Yahudiler başta olmak üzere farklı inançlara sahip kim varsa hedef aldı.

Kentte ardı ardına cinayetler işlenirken Hypatia çalışmalarını aralıksız sürdürdü. Her gün bir çember çizerek; dünyanın, güneşin, gezegenlerin hareketlerini yeniden hesap ediyor, öğrencilerine “Bizi birleştiren şeyler ayıranlardan daha fazla; tüm insanlar eşittir, kardeştir…” tavsiyesinde bulunuyordu.

İskenderiye Üniversitesi’ni inançsızlığın merkezi olarak gören Hıristiyanlar, Serapis tapınağı, müze ve dev kütüphanenin yok edilmesi gerektiğini düşünüyordu.

Kitapların parçalandığı, heykellerin yıkıldığı, insanların öldürüldüğü kanlı saldırıda yüzyılların bilimsel birikimi de yok edildi. En sevdiğini; babasını da kaybeden Hypatia, artık yapayalnızdı…

Ancak babasına söz verdiği gibi gerçeği aramaktan asla vazgeçmedi. Hypatia “Dünya hareket ederken daire mi çiziyor, elips mi, yoksa güneş dönüyor dünya yerinde mi duruyor” diye düşünürken kötülük yerinde durmuyor, örgütleniyordu…

İskenderiye Patrikhanesi’nin ise o bilimsel çalışmalarını sürdürürken Hypatia’ya duyduğu kin her geçen gün artıyordu.

Eski öğrencisi olan kent valisinin onun tesirinde olduğunu ve bu sayede farklı inançların korunduğunu düşünüyordu.

Hypatia’nın öldürülmesi için tezgâh kuruldu. Başpiskopas Kril’in talimatıyla papaz pazar ayininde bir konuşma yaptı; kadının toplumda olması gerektiği yeri tanımladı önce, asla bir erkekle eşit olamayacağını, erkeğe akıl veremeyeceğini, kıyafetlerinden hareketlerine kadar dikkat edeceğini anlattı uzun uzun…

Ardından Hypatia’yı hedef göstererek İskederiye’de haddini aşmış bir kadının yaşadığını, büyücü, günahkâr bir şeytan olduğunu söyledi.

Kalabalık soluğu Hypatia’nın kapısında aldı.

Önce saçından sürüklediler. Haypatia’yı çırılçıplak soyup en acı şekilde nasıl ölebileceğini tartıştılar; biri “Taşlayalım”, diğeri “Derisini yüzelim” dedi, öteki ateşe vermekten bahsetti.

Karar veremediler, sırayla hepsini yaptılar…

Tarihte bilinen ilk kadın matematikçi olan Hypatia’nın yazdığı kitaplar kütüphane saldırısında yok edildi. Feminist sanata da konu olan Hypatia hakkında çok sayıda roman, oyun ve şiir yazıldı…

Hypatia’yı “Bağnazlığın masum bir kurbanı” diye tarif eden Voltaire, öldürülmesini ise ‘sorgulama özgürlüğünün yok ediliş simgesi’ olarak görmüştür.

Derler ki Hypatia’nın katli sadece bir bilim insanının ölümü değil daha fazlasıdır; aydınlıkla karanlığın savaşında bir dönemeç kabul edilir.

Hypatia’nın; insanlığa büyük bir dersi daha vardır; tüm karanlığa inat ‘Göğe bakalım…’

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER