Ali Can

Ali Can

Ali Can

Alican fizik dersindeymiş. Hoca bütün öğrencileri kaldırıp rutin sorular soruyormuş…
– Otobüstesin çok sıcak ne yaparsın?
– camı açarım
– söyle giren havanın sürtünme katsayısı
– bilmiyorum
– otur sıfır
bu böyle bir değil iki değil bütün sınıfta sürmüş herkes dökülüyor. Sıra Alicana gelmiş Alican kalkmış…
– oğlum otobüstesin çok sıcak ne yaparsın?
– Ceketimi çıkarırım.
– Ama oğlum çok sıcak…
– Gömleğimi çıkarırım…
– oğlum çok çok sıcak…
Alican dayanamamış:
– Hocam s…….ler o camı açmam.

BONUS FIKRA

O JİP YOKSA VAR YA

Temel ve Dursun paraşüt eğitimlerini tamamladıktan sonra ilk atlayışları için havalanırlar. Makul seviyeye geldiklerinde komutanları son kontrolleri yapıp, “atladıktan bir süre sonra paraşütün sağ tarafındaki ipi çekin paraşütleriniz açılacaktır. Şayet açılmazsa hiç telaşa kapılmayın, sol tarafta yedek paraşütün ipi var onu çekin sorun kalmaz… İndiğinizde sizi bir jip bekliyor olacak, sizi karargaha geri götürecek” der. Temel ve Dursun korkarak da olsa atlamışlar. Heyecanla sağ taraftaki iplerine asılmışlar. Tık yok… Taş gibi düşüyorlar. Hemen sol taraftaki iplere asılmışlar ama paraşütler yine açılmamış. Temel bunun üzerine bağırmaya başlamış :

– Ula bu komutanun hiçbir deduğu çıkmayi… Hele bir de aşağuda jip yoksa o zaman komutanun benden çekeceğu var daa…

AYNI HATA

Bir gün Temel ve arkadaşı Dursun birlikte sinemada film seyrediyorlarmış. Filmin en heyecanlı sahnesinde bir at, üzerinde adam olduğu halde hızla uçuruma doğru gidiyormuş. Tam bu sırada Dursun :

– Temel bence uçurumdan aşağuya uçacaklar, demiş. Temel :

– Pence tüşmüyecekler, demiş. İki arkadaş iddiaya girmişler. Sonuçta uçurumdan aşağıya uçmuşlar ve Dursun iddiayı kazanmış. Dursun :

– Temel pen hile yaptum, pen bu filmi daha önceden seyrettum, demiş. Temel hemen atlamış :

– Haçen pende seyrettum da pok yiyenun aynu hatayu yapacağunu zannetmiydum, demiş…

Kepçe

can annesini akşam yemeğine davet etmiş. annesi yemek sırasında oğlunun ev arkadaşının ne kadar çekici olduğunu düşünmeden edememiş.

sorduğunda oğlundan,”anneciğim ayşe ile aramızda inan hiçbir şey yok. biz sadece ev arkadaşıyız?”cevabını almış.

bir hafta kadar sonra ayşe can’a:

“annenin yemeğe geldiği geceden beri çorba kepçesini bir türlü bulamıyorum. nerde olduğu konusunda bir fikrin var mı?”diye sorunca can annesine bir e-posta yazmaya karar vermiş.

“anneciğim, sana aldın demiyorum, almadın da demiyorum ama gerçek şu ki bize yemeğe geldiğin akşamdan beri çorba kepçesi kayıp.”

bir kaç saat sonra annesi yanıt vermiş:

“sevgili oğlum, sana ayşe ile birliktesin ya da değilsin demiyorum. ama gerçek şu ki eğer kendi yatağında uyuyorolsaydı şimdiye kadar kepçeyi çoktan bulmuştu.”:))

Tıs

bir gün köyün birine bir sihirbaz gelmiş. köy erkeklerini meydana toplamış ve şöyle demiş:

ben “hop hop hop !” dersem bi adamın ç..ünü havalandırırım, “tısss” dersem indiririm!

“yook, olmaz öyle şey” falan demiş kalabalık, inanmamışlar. sihirbaz”getirin o zaman bana birini!” demiş

gençten bir çocuk sihirbazın karşısına çıkmış. pantolonunu indirmiş. sihirbaz “hop hop hop!” demiş ve çocuğun çükü kalkmış, “tısss” demiş ve ç.. inmiş.

kalabalıkta bir grup adamı alkışlamış, bravo demişler. ama büyük çoğunluk hala inanmıyormuş. “o daha gencecik çocuk, istediği zaman yapabilir bunu” demişler.

“o zaman daha yaşlısını getirin! ” demiş sihirbaz ve bu sefer 50 yaşlarında bir adam sihirbazın önünde durmuş.

sihirbaz “hop hop hop!” demiş ve adamınki kalkmış, ardından “tısss” demiş ve çük inmiş.

bu sefer daha büyük bir kalabalık coşkuyla, “hurra hurra! ” sesleriyle alkışlamaya başlamış;

ama hala inanmayan bir grup varmış. “bu adamda da hala iş var. o da istediği zaman pekala yapabilir bunu” demişler.

“o zaman bana en yaşlınızı getirin!” demiş sihirbaz ve sonra “çekilin..açılın..” diye söylenen, kısık sesli ve oldukça yaşlı bir savaş gazisi, elinde tüfeğiyle gelmiş sihirbazın karşısında durmuş.

sihirbaz biraz terleyerek konsantre olmuş ve “hop hop hop!” demiş, ardından dedeninki direk kalkmış…

dede birden tüfeğini kalabalığa doğrultmuş ve bağırmış: “yemin ediyom tıs diyenin a….. korum!”

Çocuğuna sınır koyma

Geçenlerde “çocuğuna sınır koyma” üzerine zorlanan bir anne ile çalışıyordum.

Çocuk ayrılırken merkezimde bulunan oyuncak bir arabayı götürmek istedi.

Annesi “hayır, o bizim değil” dedi.

Çocuk ağlamaya başladı.

Annesi “oyuncağı hemen bırakıyoruz” diyince haliyle çocuk bırakmak istemedi.

“İşte hep böyle yapıyor, hiç söz dinlemiyor” dedi.

Çocuğa yaklaştım. Elinde sıkıca tuttuğu, vermek istemediği arabaya baktım ve sonra gözlerinin içine bakarak:

“Bu oyuncağı çok sevdin, onu eve götürüp oynamak istiyorsun” Çocuk kafasını salladı.

“Seni anlıyorum. Hımm. Aklıma harika bir fikir geldi. Birlikte arabayı güvenli bir yere saklayalım olur mu? Orada seni beklesin. Tekrar buraya geldiğinde , onunla istediğin kadar oynayabilirsin” diyerek elimi uzattım.

Arabayı vermek yerine elimi tuttu ve yürümeye başladık.

“Hımm, acaba nereye koysak arabayı” dedim.

Parmağı ile işaret ederek bir yer gösterdi. Tam onun istediği yere koydum.

Sonra anneye bakıp gülümsedim.

Ben de böyle söyleyeceğim dedi.

“Deneyin işe yarıyor” Ya da kural koyun, o bizim değil, bize ait bir eşyayı götüremeyiz.

Şimdi onu yerine hemen koy” diyin. Tercih sizin 

Hindistanlı öğretmenin velilere gönderdiği mektup…

Hindistan’da bir öğretmen, bir sınav öncesi öğrencilerinin anne ve babalarına şu mektubu gönderdi:

“Sınav haftasına kısa bir süre kaldı.

Çocuğunuzun başarılı olmasını ne kadar çok istediğinizi biliyoruz ama,

Unutmayın ki, sınavlara girecek öğrenciler arasında matematiği anlamasına gerek olmayan geleceğin sanatçıları oturuyor olabilir.

Tarih ve İngiliz Edebiyatı çocuğunuzun işine yaramayabilir,

Çünkü onun geleceğinde, belki de başarılı bir girişimci olmak vardır.

Çocuğunuz bir müzisyen olacaksa, kimya notlarının önemi kalmayacak.

Ya da bir sporcu olmak yatıyorsa düşlerinde, fizik dersindeki başarısının fiziksel yeteneklerinden daha iyi olması gerekmiyor.

Çocuğunuz iyi not alıyorsa, bu güzel bir şey…

Ama iyi not almıyorsa, onun kendine olan güvenini ve inancını sarsmayın.

Rahatlatın çocuğunuzu…

Bu yalnızca bir okul sınavıdır.

Yaşamının ilerideki bölümlerinde onu, daha değişik sınavların beklediğini söyleyin.

Ne not alırlarsa alsınlar, onları sevdiğinizi ve bir okul sınavında aldıkları notla yargılamayacağınızı duyumsatın onlara.

Lütfen yapın bunları.

Çünkü siz bunları yaptığınızda, o kendine daha çok güvenen ve yaşamı boyunca karşısına çıkacak engellerle kolayca savaşabilen bir çocuk olarak yetişecek.

Bir sınavın ya da düşük bir notun, onun düşlerini ve yeteneklerini alıp götürmesine izin vermeyin.

Unutmayın:

“Dünyanın en mutlu insanları, yalnızca doktorlar ve mühendisler değildir.”

Çocuklar neden teknolojiye bağımlıdır?

Çocukların çoğu teknolojiye bağımlı.

En çok nasıl kullanıyorlar diye bakıyoruz.

İlk üç sırada oyun, sosyal medya, müzik/film var.

Ama aynı zamanı ve enerjiyi okula vermiyorlar?

Evdeki teknolojiye bağımlı olan çocuk, neden okula ya da okuldaki teknolojiye bağımlı olmuyor?

HAYVANAT BAHÇELERİ

Oxford Üniversitesi’nden araştırmacılar Clubb ve Mason vahşi afrika fillerinin hayatını araştırırken ilginç bir şey farkediyor.

Bulundukları ortama göre, yaşam süreleri muazzam değişiklik gösteriyor.

Filler, doğal ortamda 56 yıl yaşarken, hayvanat bahçesinde sadece 17 yıl yaşıyor. Neden acaba?

ÜNLÜ WHITEHALL ARAŞTIRMASI

College London Üniversitesi’nden Prof. Michael Marmot İngiltere Hükümetinde çalışan 18.000 kişinin sağlık durumlarını karşılaştırıyor.

Ortaya çok ilginç bir tablo çıkıyor.

Alt seviyede çalışanların kalp krizi geçirme ihtimali, üst düzeyde çalışanlara göre tam üç kat daha fazla. Neden acaba?

EKSTREM SPORLAR

Giessen Üniversitesi’nden Prof. Renate Deinzer paraşütcüler üzerinde bir araştırma yapıyor.
Paraşüte ilk başladıklarında ve uzmanlaştıklarında vücutta salgılanan adrenalin oranlarını karşılaştırıyor.

İlginç bir şey buluyor. Kişi deneyim kazandıkça, vücut daha az adrenalin salgılıyor. Öyleyse, neden kişiler hala ekstrem sporları yapmaya devam ediyor? Acaba adrenalin dışında başka bir etken mi var?

KONTROLDE OLMA İHTİYACI

Bu üç araştırmaya bakınca çok net bir şey görüyoruz.

İnsanların ve hayvanların en temel ihtiyacı “kontrolde olmak”. Herkes hayatının kontrolü elinde olsun istiyor.

Filler hayvanat bahçesine yerleştirilince, onların elinden hayatlarının kontrolü alınıyor.

Düzenli yemek ve üst düzey korunma sağlanmasına rağmen, kontrol alınınca daha az yaşıyorlar.

İnsanlarda da durum aynı. İngiltere Hükümetinde alt düzeyde çalışanlar karar verme ve seçim yapma gücüne sahip değil. Bu da stres yaratıyor. Üst düzeyde çalışanlar kendilerini kontrolde hissediyor.

Yaşamları, tahmin edilenin aksine daha az stresli.

İNSANDA KONTROL İHTİYACI

İnsanda kontrol ihtiyacı o kadar önemli ki ekstrem sporlarla ilgilenenler bu şekilde kontrol ihtiyacını karşılıyor.

Kontrol edilmesi en zor ortama kendisini atıyor ve kontrol etmeye çalışıyor.

Daha az adrenalin salgılanmasına rağmen, kontrol ihtiyaçlarını karşıladıkları için bu tür sporlara devam ediyor.

SAHAMIZDA OYNADIĞIMIZ MAÇLAR

Aynı şekilde kontrol ihtiyacından dolayı kendi sahamızda seyircisiz oynasak bile, daha çok maç kazanıyoruz. Kontrolünde olduğumuz sahaya başkaları girince, testesteron oranı artıyor ve daha saldırgan oluyoruz.

TEKNOLOJİ KONTROL VERİR Mİ, ALIR MI?

Şimdi soru şu: çocuklar kontrol ihtiyacını okulda mı karşılayabiliyor yoksa evdeki teknolojiyle mi?

Okul ya da okuldaki teknoloji çocuklara kontrol ve seçme özgürlüğü vermez. Her şey sistemin ve öğretmenin kontrolündedir. Çocuk adeta bir maşadır.

Ama evdeki teknoloji, yani oyunlar ve sosyal medya, tamamen çocuğun kontrolündedir.

Bilgisayar oyunu oynayan çocuk karakterden tutun da ortama, seviyeye kadar her şeyi kendi seçer. Kontroldedir.

Arkadaşlarıyla istediği zaman istediği şekilde ilişki kurar. Kontroldedir.

Yani, okul kontrolü çocuktan alır, evdeki teknoloji kontrolü çocuğa verir.

BAĞIMLILIK İHTİYACI

Kısacası, aslında çocuklar teknolojiye bağımlı değildir. Çocuklar teknoloji aracılığla bir bağımlılık olan kontrol ihtiyacını karşılar.

Gerçek hayatta bu ihtiyacını karşılayan çocuk, teknolojiye aşırı derecede yönelmeyecektir.
Bir baba anlattı.

Çocuğunun elinden IPAD’i almış. Çocuk tepki göstermiş. Ama o sırada onla öyle oyunlar oynamış ki önceden sürekli IPAD isteyen çocuk, şimdi babasıyla oyun oynamak ve zaman geçirmek istiyormuş.
Onun için yapılması gereken gerçek hayatta ve okulda çocuğa seçme özgürlüğü, özerklik ve kontrol vermektir.

NOT: Tabii bu arada kontrolde olma ve seçim yapma ihtiyacı tek başına etken değil. İlişki kurma, gelişim ve keşfetme çocukların diğer temel ihtiyaçları. Bunları da okul değil, teknoloji sunar. Bunları da başka yazılarda irdeleyeceğim.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER