Afyonlu Sadık

Afyonlu Sadık

Afyonlu Sadık

Afyonlu terzi sadık ustanın erkek çocuğu olmamaktadır. Bir gece içerken sitemle karışık;
– “Tanrım erkek çocuğum olursa birine arkadan vereceğim” der.
9 ay sonra erkek çocuğu olur. verdiği söz aklına gelir. Yapacak bir şey yoktur. Döt elden gidecek……

Fakat kimsenin duymaması, bilmemesi için uzak diyarlarda dağ başında bir kör çoban bulur.

Durumu anlatır, çoban kabul eder ve bizimkini bir güzel domaltır, tam ayrılırken kör çoban;
– “Güle güle AFYONLU SADIK USTA” der.
Bizimki şaşırır!
– “Nereden anladın nasıl tanıdın beni” diye sorar.
Kör çoban;
– “Körüm ama duyularım körelmedi yerinde pantolonunu çıkarırken dikişlerin muntazam olduğunu fark edince terzi olduğunu anladım Sözüne’de çok sadıksın adında SADIK olmalı” der.
– “Peki Afyonlu olduğumu nereden bildin”.
– “Eeeee Sadık’çım DÖT’TE kaymak gibiydi”…

BONUS FIKRA

Karınızı tarif eder misiniz ?

Bir adam polisi aramış :“Karım alışverişe gitti. Dönmedi. 8 saat oldu. Ne olur onu bulun !” demiş.

Görevli polis sormuş : “Karınızı tarif eder misiniz ?” Adam anlamamış “Nasıl yani ?” Polis : “Boyu ne kadar ?”

Adam : “Ne bileyim, bazen yüksek topuk giyer beni geçer, evde yalınayak benden kısa.”

Polis : “Göz rengi ?”

Adam : “Bilemem, bazen yeşil bazen mavi lens takar, aslında galiba ela…”

Polis: “Saçı ne renk ?”

Adam : “En zor soru. Her hafta başka bir renk desem ?”

Polis : “Üzerine ne giymiştir ?”

Adam : “Hiç dikkat etmedim valla…”

Polis : “Peki arabayla mı gitmişti alışverişe ?”

Adam : “Evet !!! Siyah Audi R8, süperşarj 3.5 litre V6 silindirli motor, 290 beygir. İçi geyik derisi taba renginde, LED farları var, sağ kapıda görünür görünmez hafif bir çizik var.”

Polis : “Tamam efendim, arabanızı bulacağız!..

Sizin Aracınızı Görünce

Sürücü dikiz aynasında kendisini izleyen polisi farkedince kaçabileceğini düşünerek basmış gaza. Ancak polisi atlatamayacağını anlayınca, pes edip çekmiş kenara.

Polis arabasından inmiş. Kızgın bir sesle:

– “Bana bak, çok yorgunum, üstelik keyfim de kaçık. Mantıklı bir özür söyle yoksa yaktım çıranı!”

Sürücü:

– “Karım geçen ay bir polisle kaçtı. Aynada sizin aracınızı görünce, kaçtığı polis onu bana geri getiriyor sandım…”

Hiç inanmazlar

Sultan Mahmut, yolda gördüğü bir çocuğa bir altın verdiğinde, çocuk onu almamış. Sultan, büyük bir merakla bunun sebebini sorduğunda, çocuk:

– Sultanım! Annem ve babam bu altını gördüklerinde, “Onu mutlaka çaldın” diyerek bana kızarlar.

Sultan Mahmut:

– O zaman kolayı var, diye yol göstermiş. “Bunu bana padişah verdi.” dersin.

Çocuk:

– Hele o zaman hiç inanmazlar, diye atılmış.

“Eğer padişah verseydi, bu kadar az vermezdi.” derler.

Sultan Mahmut, çocuğun bu inanılmaz zekasını bir kese altınla ödüllendirir.

Daha büyük bir sorun

Adam iş dönüşü karısı ile sohbete başlamış.

– Karıcığım, görüyorum ki benim bir fotoğrafımı sürekli olarak çantanda taşıyorsun. Niçin?

– Ne zaman bir sorunla karşılaşırsam, karşılaşayım, ne kadar büyük olursa olsun, senin fotoğrafını çantamdan çıkarıp baktığımda sorun ortadan kalkıyor.

Adam gülümseyerek; “Bak, ne kadar iyi birisi olduğumu görüyor musun?”

– Evet. Ne zaman çantamdan fotoğrafını çıkarıp bakarsam, kendi kendime; “Bundan daha büyük bir sorun olabilir mi?” diye soruyorum.

Fesin Püskülü

Bir çay sohbetinde arkadaşları yeni evli genç adama:

─ Sen evleneli neredeyse bir sene oldu, ama maşallah sizin evden çıt çıkmıyor, siz hiç tartışmaz mısınız? diye sorarlar.

“Hayır” diye cevaplar yeni evli genç ve ilave eder:

─ Akşam işten geldiğimde, kapı açılınca hanıma şöyle bir bakarım. Eğer hanım, eteğinin ucunu belinde topladıysa bilirim ki hanımın günü iyi geçmemiş ve havası yerinde değil.

Hiç ekmek, yemek sormadan usulca mutfağa süzülür, aceleyle birkaç lokma atıştırır ve ortalıktan toz olurum.

Olur ya bazen de benim asabım bozuk olur. O zaman fesin püskülünü her zamankinin aksine soldan sarkıtırım.

O da bunu görür, asabi olduğumu anlar ve hiç sesini çıkarmaz, hemen yemeğimi, çayımı hazır eder. Etrafımda pervane gibi döner. Bu nedenle biz hiç kavga etmeyiz.

Dinleyenlerden biri:

─ Peki birader, kapı açıldı, yenge eteğin ucunu belinde toplamış, sen de fesin püskülünü soldan sarkıtmışsın. İki taraf da asabi, o zaman ne olacak? diye sormuş.

Ötekiler de “Hah! Şimdi ne olacak?” demiş.

Genç gülümsemiş.

─ Bundan kolay ne var, fesin püskülünü hafif bir fiskeyle soldan sağa atarım, demiş.

Aynı Bacadan İçeri Düşen İki Adam

Papazın biri, uzun süredir ahbaplık ettiği Haham’a “Bana Tevrat’ı öğretmenizi isterim” der.

Haham “olmaz” der: “Sen Yahudi doğmadın, kafan Yahudi gibi çalışmaz. Tevrat’ın kelamını anlaman mümkün değil.”

Papaz ısrar eder, Haham razı olur, ama bir koşulu vardır. “Soracağım soruya doğru yanıt verebilirsen öğretirim” sözü verir. Papaz “Kabul” diye yanıtlar. “Sor bakalım!”

“İki adam bir bacanın içine düşerler. Biri kirli, öteki tertemiz çıkar. Hangisi yıkanır?”

Papaz, “Bundan kolay ne var?” diye atılır. “Kirlenen yıkanır, temiz kalan yıkanmaz.”

Haham içini çeker, “Sana Tevrat’ın kelamını asla anlamayacağını söylemiştim! Doğrusu tam tersi: Temiz kalan adam ötekinin kirlendiğini görünce, kendisinin de kirlendiğini sanıp yıkanır. Kirlenen adam ise karşısındakini temiz gördüğü için kendisini de temiz sanıp yıkanmaya gerek duymaz.”

Papazın kafasını kaşır. “Bak bu aklıma gelmemişti. Bir soru daha sorar mısın?”

Haham aynı soruyu yeniden sorar: “İki adam bir bacanın içine düşerler. Biri kirli, öteki temiz çıkar. Hangisi yıkanır?”

Papaz, doğru yanıtı artık bildiğinden emin, “Temiz kalan ötekinin kirlendiğini görünce kendisinin de kirlendiğini sanıp, yıkanır.

Kirlenen, ötekini temiz gördüğünden kendisini de temiz sanıp yıkanmaz!”

Haham, başını sallar. “Yine yanıldın! Sana söylemiştim, asla anlamayacağını. Temiz kalan adam aynaya bakar, temiz olduğunu görür, dolayısıyla yıkanmaz. Kirlenen aynaya bakıp kirlendiğini görünce, gider yıkanır.”

Papaz itiraz eder: “Ayna nereden çıktı? Bana ayna var demedin ki…”

Haham, parmağını sallar: “Seni uyardım, bu kafayla Tevrat’ın kelamını kavrayamazsın. Tevrat’ı anlamak için her olasılığı düşünmelisin.”

“Peki, peki” diye inler Papaz. “İzin ver, bir kez daha şansımı deneyeyim. Başka bir soru sor!”

“Son kez soruyorum” der, Haham: “İki adam, bir bacadan içeri düşerler. Biri temiz, öteki kirli çıkar. Hangisi gidip yıkanır?”

Papaz, “Artık her olasılığı biliyorum” deyip, bir solukta sıralar: “Eğer ayna yoksa, temiz kalan ötekini kirli görüp kendisinin de kirlendiğini düşünerek gider yıkanır. Kirlenen temize bakıp kirlenmediğini düşünerek, yıkanmaz.

Eğer ayna varsa, temiz kalan aynaya bakıp temiz olduğunu görür, dolayısıyla yıkanmaz. Kirlenen aynaya bakıp kirini gördüğü için yıkanır!”

Haham başını sallayıp, cık cık yapar: “Hayır, sana söylemiştim, kafan Yahudi kafası değil, Tevrat’a basmaz! Söyle bana, aynı bacadan içeri düşen iki adamdan birinin kirlenip, ötekinin temiz çıkması mümkün müdür?

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER