ADALET...
Toplumca arzu ettiğimiz ve üzerinde uzun konuşmalar yaptığımız şeydir adalet. Her birerlerimiz yaşam serüvenimizde hep rastlamayı umarız.

Gerçekten de düzeni ayakta tutan ve güzel duygulara yol açan bir kavramdır. Bu duygunun,
baltalandığı tarihlere baktığımızda, kapanması zor yaralar görmekteyiz. İnsanların arasını açmış, sıcak dostlukları alt üst etmiş, kalın bir set şeklinde
örülmüş, duvarlar gibidir adaletsizlikler.

Bu duvarı dizmek kolaydır ama yıkması çok güçtür. Bugünün kaoslarına ve gruplaşmalarına bakacak olursak, hepsinin altında bir zamanlar adalete olan güvenini içinde kaybetmiş, bununla beraber savaş ruhuna bürünmüş, insan topluluklarını görürüz karşımızda. Bunlar sadece adaletsizliğin çığlıklarıdır aslında fakat, diğer yandan başka yanlış oyunların içine sürüklenme olasılığı da bir hayli fazladır. Bu acının kişiye verdiği hırs, gerçeği görmeye engel
olabilir. Bazen ‘adalet arıyorum’ mücadelesi verdiğini sanarken, kendini başka sokaklarda bulabilir insan.. Onun için adalet ruhunu yükseltmek istiyorsak, ki istiyoruz. O zaman kolları sıvamalı ve gene kendimizden başlamalıyız. Bir şeyi sadece istemek yetmez. Veya orada burada kaos çıkarmak, buna götüren yazılar paylaşmak ne kadar doğru olabilir? Bunu biraz düşünmemiz gerek.


Adalet önce küçük dünya dediğimiz, aile kavramında başlar. Bir babadan bir anneden başlar. Anne karnından, aile ortamına gelen çocuğun, öncelikli dünyası aile içi yönetimdir. O küçük dünyada adaleti göremeyen veya hissedemeyen bir çocuk, içinde büyümemiş adaleti ne kadar insanlara sunabilir. İşte bizim hikayemiz burada başlar. Bu böylece tüm mahalleye, semte, köye, ilçeye, şehirlere ve oradan da tüm sektörlere yayılır, netice olarak tüm dünyayı sarar.

Kimi kime şikayet edeceğiz?
Biz bile kendi aile içerimizde, akraba yapımızda, sosyal çalışma gruplarımızda, sektörümüz veya kurumumuzda adalet sahibi miyiz? Kendi okulumuz da kendi sınıfımız da adaletli miyiz? Bize verilmiş olan, bir iş ortamında adalet ruhumuz var mı? Eğer biz bu ve buna benzer sorulara evet cevabını verebiliyorsak, o zaman Dünyaya adaletsiz düzen diye bağıralım. Yok eğer, mırın kırın yapıyorsak, bu bağırmaların bir çare olmadığını, sesimizden çıkan yankının, kulaklarımızda çınladığında anlayacağız. Bunu anlamak her ne kadar bizi hüzne daldırsada, her zaman bir şansımızın olduğunu, değişmemiz için hiçbir zorluk olmadığını bilmeli ve önce kendimizden başlamalıyız.


Babaysak veya anneysek, adaleti aile içine getirmeli, çocuklar arası davranış ve tutumlarımızda eşit olmalıyız. Eğer patronsak, bu adaleti kurumumuza koymalıyız. Torpil kurallarından uzak, işi hak edene vermeliyiz mesela. Eğer devlet yönetimindeysek, hiçbir din, ırk, renk, zengin, fakir, güçlü, zayıf aramadan, adalet suyuyla ülkemizi sulamalıyız. Sulamalıyız ki, her yere adaletin huzuru ve güveni gelsin. Herkes adaletin sıcaklığını ruhunda hissetsin ve çevresine yaysın. Bir zamanlar saadet diyarı olan, Rasülüllah(sallahu aleyhisselam)’ın zamanında ve o zamanın ikinci baharı olan, Osmanlı devleti döneminde, ruhlara işleyen adalet duygusunun yayıldığı gibi. Son satırlarımda dinimizin güzelliklerini bizlere bildiren, Kur’an Kerimimizdeki adaletle ilgili bir ayetimizi sizlerle paylaşıyorum.


__ ‘‘Şüphesiz ki Allah, emanetleri ehil olanlara vermenizi ve insanlar arasında
hükmettiğinizde adaletli olmanızı size emreder. Allah, bununla sizlere ne güzel
öğüt veriyor. Şüphesiz Allah (işiten ve dualara icabet eden) Semi’, (her şeyi
gören) Basîr’dir. (4/Nîsa 58)… ’’

Böylesine güzel öğütlerle dolu bir dine mensup olup, iman sahibi olduğumuz için ne kadar şükretsek az. Şükrümüzün altındaki acizliğimizi Rabbimize sunuyor. Bu Dünya hayatında, güzel bir iman ile göç etmeyi temenni ediyorum.


Sağlık, sevgi ve mutlulukla kalın...

Yorumlar